Zamanın Ruhu ve Romantik Mitler

nick-abrams-195770
Photo by Nick Abrams on Unsplash

Sapiens yazarı Yuval Noah Harari, modern zamanların ruhundan bahsederken şöyle diyor:

Romantiklik, bize kendi potansiyelimizi en üst seviyede gerçekleştirebilmek için olabildiğince fazla deneyimimiz olması gerektiğini söyler. Buna göre kendimizi geniş bir yelpazedeki tüm deneyimlere açarak değişik biçimlerde ilişkiler yaşamalı, farklı mutfaklar denemeli, farklı müzik tarzlarını takdir etmeyi öğrenmeliyiz.

Bunu yapmanın en iyi yollarından biri günlük rutinimizi bozmak, alışık olduğumuz ortamın dışına ve uzak yerlere seyahate çıkmak. Böylece, oralarda başka yerlerin kültürlerini, kokularını, tatlarını ve normlarını “deneyimleyebiliriz”. Tekrar tekrar, “yeni bir deneyimin nasıl birinin gözlerini açtığını ve yaşamını değiştirdiğini ” anlatan romantik mitleri dinleyip dururuz.

Bu satırlara uçakta denk gelmem bir hayli ironikti tabii. Azra Kohen’in son kitabı Aeden de geldi aklıma okurken, Azra orada hep insanların evrimde 0’dan 1’e yükselmesi için deneyimlenmesi gerektiğini söyleyip durmuştu, deneyim büyük bir temasıydı kitabın (Azra diyorum, çünkü dört kitabını okuyup onca konuşmasını izledikten sonra artık arkadaşımmış gibi hissediyorum kendisini). Şimdi ise Harari deneyimi yerden yere vuruyor, tıpkı milliyetçilik, hümanizm, insan hakları ve daha birçok şey gibi bir mit olduğunu söylüyordu.

İlk başta alınacak oldum. Çünkü benim için günlük rutinimi bozup alışık olmadığım şeyleri yapmak bir alışkanlık gibi. Yeni hobiler edinmeyi, değişik yemekler yapıp yemeyi, ister Ankara’nın içinde, ister dünyanın öbür ucunda olsun, farklı yerler görmeyi, farklı insanlar tanımayı çok seviyorum. Kitap okumak da bunun içinde bir yere oturuyor olsa gerek.

Hele şu dediği “yeni bir deneyimin nasıl birinin gözlerini açtığını ve yaşamını değiştirdiğini anlatan romantik mitler”.. Gerçekten de her bir deneyimin gözlerimi açtığı görüşündeyim. El yazısı ve dolmakalemle yazma hobisine başladığımdan beri, estetiğe daha bir dikkat eder oldum örneğin. Tasarımlar (yalnızca yazıyla alakalı değil, birçok görsel tasarım nesnesi) dikkatimi çeker oldu, en basit tasarımların bile hiç göründüğü gibi olmadığının farkında olmaya başladım. Yeni yerler görme açlığı ise, 2008 senesinde, bir halkbilimi/antropoloji çalışması için Antep’e yaptığımız 8 günlük alan gezisiyle başladı. Bu çalışmadan edindiğimiz görüleri ve deneyimleri yayınladık, ama beni akademik yazımdan daha çok, edindiğim farkındalıklar etkiledi. Bir de doğru insanlarla olmanın payı büyük bunda tabii ki. Ankara’da üniversite okuyan bir 20 yaşında bir İzmirli’nin, Gaziantep’te ve Şanlıurfa’da deneyimledikleri büyük bir kültür şoku olmuştu. O yaşa kadar, sadece Ege ve Ankara’yla sınırladığımı fark ettim kendimi. Ülkemi hiç mi hiç tanımıyordum. Tanımam gerekliydi.

Bir iki yüz yıl geriye dönersem, belli bir elit kısım dışında kimse yeni deneyimler edinmenin gerekli ve önemli olduğunu düşünmüyordu büyük ihtimalle. Doğduğu köy ya da şehirde ölüyordu çoğu insan, eğer savaşa gitmezlerse. Ve hatta kitap okumanın deliliğe yol açtığını düşünen doktorlar bile vardı. 19. yüzyıldan bir gazete küpüründe, bir doktor, yığınlarca roman okuyan bir kadının aklının başka yerlere uçtuğunu, zekasının bulutlandığını, ruhunun sonsuza dek karanlığa teslim olduğunu yazıyor:

n7v4mhm9okqru9gsl9tb

Hal böyleyken bizim de aç bir şekilde her gün yeni deneyimlere koşmamız, 21. yüzyılın Zeitgeist’ında böyle romantik bir kod olduğundan olabilir. Bunu reddetmek ya da “bu da bir mit” diye düşünerek vazgeçmek anlamsız, halihazırda hayatımız mitlerle dolu. Bizi her sabah hayata tutunduran bu mitler.

Zaten eşyalara değil, deneyimlere para harcama yönünde bir trendi (ya da deneyimlerin daha çok mutluluk verdiği mitini) milennial’ların (yani 80’lerden itibaren doğan kuşağın) başlattığı üzerine birçok yazı bulunuyor. Bizim kuşağı anne-babalarımızın aksine artık ev, araba, sigorta, emeklilik güvencesi kesmiyor.

Kim bilir, bir ya da iki yüz yıl sonra insanlar belki de internetin ilk günlerine bakıp, 21. yy insanlarının yazı, resim ve videolardan oluşan web günlükleri tutmalarını saçma bulacaklar. Onlara ne gibi şeyler doyum sağlayacak acaba?

Demem odur ki, ne zamanın içindeyiz, ne de büsbütün dışında.

tumblr_osnfkrnw3d1rnvja7o1_1280
Çocuklarımıza torunlarımıza bu aletle her gün en az 8 saat aşk yaşıyorduk diye anlatacağız. İnanacaklar mı?

 

Reklamlar

Zamanın Ruhu ve Romantik Mitler” için 6 yorum

  1. pelin, şu günlerde ben de bu kitabı okuyorum ve epey etkisindeyim. adamın deneyim miti tespitine katılmakla birlikte bence olay kişisel olarak bu deneyimlerden keyif almak veya almamakla ilgili – yani kendimize dürüst olmakla. eğer farklı deneyimlere açık olmak sırf instagram’da fotosunu paylaşmak ve havalı durmak için değil de kimseler bilmese bile gerçekten gönlümüz çektiği içinse neden kötü olsun? mit veya değil, samimiyet bana iyi geliyor. bilmem sen ne düşünürsün…

    Beğen

    1. 17. yüzyılda yaşayan Rochefoucauld abimiz şöyle bir şey demiş: İnsanları mutlu olduğumuza inandırmak, kendimiz mutlu olmaya çalışmaktan daha çok ilgimizi çekiyor. 400 yıldır pek de evrilememişiz.
      Fakat şunu fark ettim, ne ilginçtir ki örneğin başkalarına göre mutlu olunmayacak bir pozisyondayım. Ama mutluyum. Yakınlarımı inandıramıyorum, sürekli sorguluyorlar. Öte yandan genelgeçer kurallara göre durumum iyiyse hiç sorgulanmıyorum, ama belki daha mutsuzum o zaman. Pek anlatamadım ama anladın sanıyorum. 🙂
      Samimiyet konusuna kesinlikle katılıyorum. Sanırım sosyal ilişkilerimde tek kriterim içtenlik. Hatta düşününce okuduğum kitaplar ve izlediğim filmlerde bile önce içtenliğe bakıyorum. Zaten çok kolay anlaşılıyor.

      Beğen

  2. merhaba bende bu konuyu araştırıyordum ama ben başka bir şey soracağım yazınızda yazmışsınız sanırım antropologsunuz bende bu bölümü okumak istiyorum ama türkiyede bu bilimle ilgili somut bir çalışma örneği hatta isteği bile olmadığı için hocalarım okumamamı tavsiye ediyor ben ayrıca aşçı olduğum ve sevdiğim için gastronomi okumayı düşünüyorum ve açıktan tarih okuyup akademisyen olma hedefim var sizce antropoloji mi okusam yoksa gastronomi mi sizin düşüncenizi merak ettim antropoloji okursam ne gibi tavsiyeleriniz olur cevabınızı bekliyorum

    Beğen

    1. Merhaba, antropolog değilim ama sosyoloji ve antropolojiye ilgim büyük, hem paleo hem de sosyal antropolojiye ilgi duyuyorum. Tayfun Atay’ı araştırabilirsin kendisi Türkiye’de antropoloji adına iyi bir hocadır. Benim akıl hocam Nilüfer Nahya süperdir. Gastronomi ve antropolojinin çok ortak noktası var, zira ben yemek antropolojisi üzerine Antep’te araştırma yapmıştım. Kitabımız “Şehir ve Yemek Kültürü” kitapyurdu vb kitapçılarda bulunabilir, bir göz atabilirsin. Sonuçta hangi yola baş koymak istediğin tamamen senin içinden gelen olmalı.

      Beğen

      1. ya o kadar karamsar örnekler veriyorlar ki sanki beni yolumdan vazcaydırmaya çalışıyorlar halbuki yanan bir meşaleyi söndürmek ne kadar mantıklıdır anlamıyorum ama bazı hocalarıma şu konuda hak veriyorum diyorlar ki tarih için dil lazım bunun için para lazım araştırma içinde para lazım akademisyen olmak içinde belli zamanlar için para lazım yurt dışına gideceksen yine para lazım bende mezun olduktan sonra ekonomi konusunda ailemin eline bakmak istemiyorum o yüzden gastronomi okumak mantıklı geliyor ayrıca zaten açıktan tarih okuyup yüksek yapıcam eski çağ tarihi düşünüyorum eski çağ tarihçiside antropoloji paleografya filoloji gibi bilimlere hakim olması gerek o yüzden dediydim antropoli okuyayım diye ama kendimi tarih alanında geliştirmek için amatör bir şekilde bunlarla ilgilenirim işimin gereğince ilgilenirim belki akademisyen olduktan sonra okurum bilmiyorum ilginiz için teşekkürler dediklerinizi araştıracağım

        Beğen

      2. Ben de maddi sebeplerden dolayı sosyoloji veya antropolojide master yapmaktan vazgeçip öğretmen olmaya karar verdim. Evet parasızlık çekmiyorum, şükürler olsun, ama bu alanlar hala içimde ukte ve şimdi master yapsam eğitim alanında değil sosyal antropolojide yapmak isterim. Ülkemizde böyle bir korkutmaca var, para kazanamayacağız diye korkup ortalama işlere yönlendiriliyoruz. Hangi bölümü seçersen seç, işinde iyi olmak için İngilizce mutlaka şart. Benim en büyük tavsiyem İngilizce ağırlıklı bir üniversiteye girmek için çabalaman olurdu. 🙂

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s