Görünmez Sen

the-oaDün çok özel bir diziye başladım (bugün bitirdim de zaten, şu an ikinci sezonu beklemeye geçtim). The OA. 8 saatlik bir film gibiydi diziden çok. Hem bilimkurgu-fantazi açlığımı giderecek cinsten, hem de aralarda öyle diyaloglar var ki, insan duraklat tuşuna basıp düşünüyor.

İlk bölümde, başkahraman Prairie, nam-ı diğer OA, lise öğrencisi Steve’la arkadaş oluyor ve onun kız arkadaşıyla olan ilişkisi hakkında şöyle bi yorum getiriyor:

Prairie: You spend a lot of time on the visible you. It’s impressive. But she probably thinks the invisible you is missing. 

Meali:

Prairie: Görünür sen üzerinde çok zaman harcıyorsun. İnanılmaz bir şey. Ama muhtemelen kız görünmez sende bir eksiklik olduğunu düşünüyor.

Steve genç, yakışıklı, atletik yapılı bir arkadaşımız. Gerçekten de görünür benliğinde hiçbir problem yok, kızlar bayılıyor ona önce. Ama şiddete eğilimi ve ailesiyle yaşadığı problemler görünmez benliğinde ne yaralar olduğunu ortaya seriyor.

Instagram’a giriyorsun mesela. Herkesin güzel anıları kayıtlı orada. Çocuklar hiç ağlamıyor, anne-babalar heşteg tbt’lerde eski fotoğraflarla anılıyor, herkesin tatile gitmeye, lüks kahvecilerde lattelerini yudumlamaya vakti ve parası var. Herkes acayip sağlıklı, organik, katkısız. Sonra kendine bakıyorsun. Çöplük gibi geliyor sana yaşamın.

Hâlbuki yalnızca onların görünen benliği yansıyor objektife. Senin de öyle. Kendi sosyal medya hesaplarına bak mesela, hep güzel anılar var değil mi. Sanki iş hayatın mükemmel, yüzlerce arkadaşın var, o arkadaşlarla hep enteresan şeyler yapıyor gibisin. Hiç problem yok gibi.

Bugünlerde hepimizin görünen benliği birbirine tıpatıp benziyor. Bu yalnızca sosyal medya için de geçerli değil. Etrafımızdaki çoğu kişi, ya kurban psikolojisine girip tüm derdini ortaya döküp acınmaktan kuvvet alıyor, ya da egodan bir zırh giyinip, ben buyum, herkes kötü havasına bürünüyor. Fakat kendileriyle yalnız kaldıklarında, tatminsizlik duygusu, kendini başkalarıyla, “daha iyilerle” karşılaştırma hali, bilgisayarın arka planında işleyen bir program gibi, şarjlarını yiyip bitiriyor. Onlar diye bahsettiğime bakma,  ben de kimi zaman kurban oluyorum, kimi zaman egodan zırhımı giyip, kılıç kuşanıp saldırıya geçiyorum.

Aslında, görünmez benliğimizde, hiçbirimiz mükemmel ya da çöplük değiliz. Bazen öyle düşünmek hoşumuza gidiyor yalnızca. “Her şeyi çözmüş” diye düşündüğünüz bir insan, bir anda sinir krizine girebiliyor. Örneğin bir arkadaşım, yurtdışında yüksek lisans yapmak için ölüp tutuşuyordu. Sonunda kazanıp o çok istediği ülkeye gittiğinde de sürekli güzel fotoğraflar paylaşıyordu internetten. Ben de orada mutlu olduğunu düşünüyordum, hayali gerçek olmuştu. Bir sene geçmeden sokakta tesadüfen karşılaşınca şaşırdım. Meğer öyle kötü tecrübeler yaşamış ki, bir sene bile dayanamamış.

Aynı şekilde, diplerde gördüğünüz, her gün her şeyden yakınan biri, hayallerine sizden daha yakın olabiliyor. Hayatın bir matematiği yok ve herkesin yolculuğu farklı. Senin yolculuğun da öyle.

Aslında bir blog yazarı olmayı bu yüzden seviyorum. Bir kitap yazsan mesela, işte o “her şeyi çözmüşsün” vebalinin altına girmelisin. Fakat blog yazarlığında, çoğu yazar, baştan bu havayı bozmaya çalışıyor. Dürüst bir biçimde, eksiğiyle gediğiyle girişiyor yazmaya. Yazarken, okurken öğreniyor. Mesela benim blogum minimalizm hakkında diye, evimi o Pinterest’te gördüğünüz siyah beyaz dekorlu, mutfak tezgahları bomboş evlerden sanmayın. Tamam, istifçi değilim ama hâlâ, düzen ve temizlik konusunda öğrenmem gereken bir ton şey var. Her gün, her konuda onlarca hata yapıyorum ve onlardan öğrenip ertesi güne daha tecrübeli olarak uyanıyorum. Instagramda gördüğüm, egzotik bir adada selfie çeken kadın da, aynı benim gibi, her gün onlarca hata yapıyor ve ertesi gün daha iyi olacağını umuyor.

Bu dünyada 100 yıl geçirsek bile, her şeyi çözmüş olamayacağız. Ha, belki görünür benliğimizle çok güzel bir imaj çizeriz, ama Prairie‘nin dediği gibi, gözleriyle değil kalbiyle görenler, bizim görünmez benliğimizi anlayacaktır. Bu yüzden görünür senle değil, görünmez senle ilgilen. Zaten yalnızca görünür olanla ilgilenenler bil ki, sana hayatta hiçbir fayda getirmeyecek.

dipnot. OA’i izleyin 🙂

Reklamlar

Görünmez Sen” için 5 yorum

  1. Gelişen teknolojiyle sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri nasıl göründüğümüze çok önem verir olduk sahiden de. En basitinden ben aslında okuduğum kitapların kapaklarına pek de önem veren biri olmasam da güzel fotoğrafları olmayan kitapların diğerlerine göre geride kaldığına alıştırdı gelişen teknoloji bizi. İçindekiler önemini kaybetti sanki. Her birimiz de nasibimizi alıyoruz bu alışkanlıklardan istemsiz. Çok güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. 😊

    Liked by 1 kişi

    1. Evet bu instant paylaşım olayı bizi daha anlık kararlara zorlar oldu, bu noktada da dış kabuğa daha da önem vermeye başladık herhalde. Teşekkür ederim 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s