Mini Röportaj: Türk İşi Minimalizm

Minimalizme dair İngilizce bir dolu kaynak olsa da bu hareket tam Türkiye’ye ulaşmış değil. Bu nedenle bir elin parmağını geçiyor- geçmiyor bu konuda Türkçe yazan blog yazarları. Ben de hem size bu yazarları tanıtmak, hem de kendim onlardan öğrenmek için böyle küçük bir projeye giriştim: ulaşabildiğim blog yazarları ile, internet ortamında da olsa röportaj tadında bir soru-cevap.

İlk konuğum Türk İşi Minimalizm adlı blogun sahibi Hale Hanım. Özellikle yavaş moda ve atıksız yaşam (zero waste) konularındaki yazılarını severek takip ediyorum. Buyrunuz efendim 🙂

turkisiminimalizm

not: bold ve italikler bana ait.

Minimalizm yolculuğunuz nasıl başladı?

Minimalizmi ilk ne zaman duydum bilmiyorum, ama kendimi bildim bileli fazlalıklar beni sıktı. İnsan ailesinden çok etkileniyor, ya onlara tepki olarak hareket ediyor ya da onların izinden gidiyor. Benim durumumda benim annem biriktirmeyi severdi, bir gün lazım olur duygusuyla dolapları doldurmaktan kendini alamazdı ve hobisi/mesleği olan terzilik nedeniyle biraz da fazla eşyaya sahipti. Bana ise bunların hepsi çok fazla geliyordu.

Derken 2012 civarlarında, yani artık 30 yaşıma yaklaşırken, ciddi bir atmam gerektiğini fark ettim ve sadeleşmeye başladım.

Eşyaları atma ya da tutma konusundaki kriteriniz nedir?

Sanırım her eşya grubu için bu değişiyor. Kıyafetlerde kıstasım, giydiğimde beni iyi hissettirmesi ve dolabımın geri kalanıyla uyumlu olması. Mutfakta, banyoda vs. direkt işleve bakıyorum. Ama iş anılar, fotoğraflar, kitaplara yani biraz daha özel eşyalara gelince tek tek bakıyorum. Davetiye gibi fotoğrafını çekip saklayabileceğim bir şeyse direkt o şekilde ilerliyorum ama çocuğumun ilk body’si özel mesela. Ona kıyamıyorum.

Kitap ve fotoğraflarda ben de biraz zorlanıyorum doğrusu. Peki azalttıktan sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler yaşadınız?

Azalmak bana rahatlık ve ferahlık getirdi. Genel olarak “Çok şeyim var ama asıl ihtiyacım olan  şeyi bulamıyorum” duygusu beni çok yoruyordu. Şimdi sabah gardırobumu açıyorum, ne giyeceğim çok net. Uzun uzun önünde beklemiyorum. Bir takı vs takacaksam neyin bana yakıştığını ya da beni iyi hissettirdiğini biliyorum. Misafirim gelecekse özel bir takım çıkarmıyorum, zaten severek kullandığım bir takım var onu çıkarıyorum. Eğer kalabalıklarsa annemden ödünç alıyorum. Her şey daha basit. Böylece asıl önemli konulara vakit ayırabiliyorum.

micheile-henderson-429858.jpg
Photo by Micheile Henderson on Unsplash

Bir de görsel olarak da her şey daha ferah. Eskiden bir askıya 3-4 gömlek astığım olurdu, daha bakarken içim daralırdı. Ya da şifonyerim üzerindeki eşyalardan görünmez olurdu. İster istemez bir derlenmiş toparlanmış oluyorsunuz ve inanın ki derli topluluk zihne de yansıyor.

O şifonyerin üzerinden herkes müzdarip sanırım. 🙂 Peki aile üyeleriniz ve arkadaşlarınız da bu değişimin bir parçası oldular mı?

Çekirdek ailemizde eşim de az çok benim kafamda olduğu için özel bir şey yapmaya gerek kalmadı. Ama onun da bazı kırmızı çizgileri var, mesela kitap ve DVD’lerine asla dokundurtmaz. Diğer konularda ise bana uyum sağlar ve destek olur. Oğlumuz ise bizi örnek alacak diye umuyorum. Baştan beri çok satın alan bir aile olmadık. O da elindekilerle mutlu. Çekirdek aile dışına ise pek etki ettiğim söylenemez.

Azaltma sürecinde en kolay ve en zor kurtulduğunuz şeyler nelerdi? Yeni başlayanlara ilk hangi kategoriyi önerirsiniz?

Bence biraz zaman almakla beraber en kolayı kıyafetler. Her gün içli dışlı olduğumuz ve içinde rahat etmediğimizde ruh halimizi etkileyen bu kategori bence en baştan halledilmeli.

jazmin-quaynor-97778.jpg
Photo by Jazmin Quaynor on Unsplash

En zoru ise ıvır zıvırlar. Çünkü her yerdeler; çekmecelerin içinde, bir kutuya tıkılmış halde ya da bazı dolapların tezgahların üzerinde… Bunların içinde anı olsun diye sakladıklarımız da var bir gün lazım olur dediklerimiz de. Küçük şeyler oldukları için (kalemler, bazı kâğıtlar, kitapçıklar, tokalar vs vs) dikkatimizi de çekmiyorlar ama bu yüzden de sürekli artıyorlar. Onları bir gün oturup ayıklamak ve tekrar birikmemeleri için ara kontroller yapmak lazım.

“Atamayacağım kadar değerli” dediğiniz bir obje var mı?

uf

Biraz önce bahsettiğim oğlumun eve getirdiğimizde ilk giydiği bu body’si, oğlum 3,5 yaşına gelse de benim dolabımda bir çekmecede yerini koruyor. Bana onun o ilk kırılgan hallerini hatırlatıyor. Onu vermeye hiç elim gitmiyor.

Fotoğraflar da benim için değerli, arada açar bakarım. Kendi ya da çocuğumun fotoğrafları kadar annemin gençlik fotoğrafları bile benim için değerlidir. Birçok minimalistin önerisinin aksine ben digital ortamda değil albümlerde severim fotoğrafları. Sık sık da biriken fotoğrafları albüm olarak bastırmaya vakit ayırırım.

“Ben azaltmaya başlarken keşke bunu bilseydim” dediğiniz bir ipucu/öneri var mı?

Marie Kondo’nun ‘neyi azaltıyorsanız evdeki her odadaki o x şeyi bir araya getirin’ önerisi benim için gerçekten “bunu nasıl da düşünememişim” önerisi oldu. Daha önce oda oda yaklaşırken şimdi ciddi bir “sadelik” hareketi yapacaksam ne ise konu evdeki her odadaki ilgili şeyi bir araya getirip bir kerede toparlıyorum.

marie-kondo-tidying-up-e1469117083950
Marie Kondo oda oda değil, kategori kategori düzenlemeyi daha uygun buluyor. Mesela makyaj malzemelerini azaltıp düzenleyeceksin, banyondan, yatak odandan, çantandan hepsini çıkar ve önüne ser diyor.

Son olarak, okuma ya da web sitesi önerileriniz var mı?

En sevdiğim yazarlardan biri Zen Habits , konuları ele alışı kadar kalabalık ailesi ile sade yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor bize. The Minimalists ise zaten bu işin öncülerinden. Bir de Fransa’da yaşayan Elif var. Guili-Guili isimli sitesi ve Instagram hesabıyla hem sadelik hem de çöpsüz yaşam konularında bana ilham veriyor.

Bana çok şey katan cevapları için Hale’ye tekrardan çok teşekkür ederim. Instagramda da takip edebilirsiniz kendisini.

En çok beklediğim cevaplardan biri, kurtulmak istemediğiniz obje idi. Bebeğin atleti gerçekten de çok tatlı ve değerli. Tüm giysilerini tutmaktansa yalnızca bir tanesini tutmak bence çok yerinde ve anlamlı, çünkü biliyorum ki anneler hiçbir şeyi atmaya kıyamıyorlar 🙂

Fotoğraflar, DVDler ve kitaplar da bana şunu düşündürdü: Eğer hayatının çoğu alanında sadelikten yana bir seçim yaptıysan, koleksiyonlar, biriktirilen objeler insana çok da batmıyor. Fakat seçimi iyi yapmak ve tuttuğumuz her objenin hakkını vermek önemli bana göre. Fotoğraf ise arada bir bakıp hatırlamak, kitap ise içine sindirerek okumak gibi. Yoksa evimizde yer kaplayan, bize hizmet etmeyen ya da mutluluk vermeyen nesnelere dönüşüyorlar, hatta kutulanıp saklanacak denli çok olmuşlarsa düşünmek lazım.

Benim için çok keyifli oldu bu röportaj süreci. Ulaşabildiğim blog yazarlarıyla devam ettirebilmeyi umuyorum. Sizin de bildiğiniz ve benim gözümden kaçmış olabilen bloglar varsa lütfen benimle paylaşın.

 

Reklamlar

Mini Röportaj: Türk İşi Minimalizm” için 7 yorum

  1. Emeğinize sağlık. Böylesi güzel çalışmalarda “başarı” hep yanınızda olsun. Okurken bazı incelikleri yakaladım sayenizde. Çünkü hepimizin birikmiş, çoğalmış eşyaları var. 🙂

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s