52 küçük değişiklik bilinçli farkındalık Türkçe

52 Küçük Değişiklik: 7 Haftanın Ardından Neler Öğrendim?

Bildiğiniz gibi okumakta olduğum 52 Küçük Değişiklik (52 Small Changes for the Mind) kitabı üzerinden ben de hayatımda bu değişikleri uygulamaya karar verdim. Her hafta sadece bir bölüm okuyor, yapabildiğim kadar değişikliği uygulamaya gayret ediyorum. 7 haftanın ardından hem küçük bir özet, hem de bir rapor yazmak istedim.

1.Günlük Tut

İlk değişiklik aynı zamanda en sevdiğim değişiklik oldu. 50 günlük süreçte 40 sayfa yazmışım, ama ortalama 2 günde bir yazmak bile bana çok iyi geldi. Hiçbirini uygulamasanız da ilk değişikliği yapmanızı tavsiye ediyorum.

Günlüğümü küçük bir defter olarak seçmem ve hep yanımda taşımam da bu tutarlılığa en çok katkı sağlayan etken. Metroda yazdığım çok oldu, öğrenciler yazı yazarken yazdım, öğle arasında yazdım… Yurtdışında yaşamanın benim için avantajlarından biri de ulu orta günlüğe yazabilmek oldu. Anadilimi kimse konuşmadığı için saklamama gerek yok defteri, isimlerin yerine de şifreler buluyorum bazen, yani kazara birinin eline geçse bile anlaması imkansız.

2.Müziğin Sesini Aç

Müziği hep çok sevdim, hep baş tacı ettim ama müzik zevki konusunda biraz faşist olduğumu söylemeliyim. Yıllardır çok değişmedi müzik tercihlerim. Ama 2. haftadan başlayarak yeni müzikler, yeni türler arayışına girdim. Bu arayışta jazz ve r&b’ye açtım biraz kendimi. Yeni bulduğum ve çok sevdiğim iki parçayı da sizle paylaşmak isterim.

Dave Brubeck- Take Five (Jazz)

Frank Ocean – Pink + White (Alternative R&B)

 

Bu hafta bir de, Hayatım Bir Film Olsaydı, Müziği Ne Olurdu? diye bir yazı yazdım. Küçüklüğümden beri sevdiğim şarkılara, şarkıların hayatımdaki olaylarla kesişmesine bir methiye tadında. Size de tavsiye ederim, çok verimli bir egzersizdi kendini tanıma adına.

3.Gülümse

Beni şahsen tanıyorsanız zaten bir Polyanna olduğumu biliyorsunuzdur. 🙂 Sanırım bu benim için en kolayı oldu, ama Singapur’da fark ettim ki çocuklar tanımadıklarıyla göz göze gelmekten kaçınıyorlar. Genelde çocuklarla aram çok iyidir, yolda yürürken ya da toplu taşımada hemen çocuklarla iletişime geçebilirim, ama burada gülümsemelerimin karşılıksız kaldığı çok oldu. Yılmak yok 🙂

4.Hedef Koy  5. Liste Yap    6. Multitasking’i Unut

Benim için en verimli değişikler bu üçü oldu. Hele de bu aralar işte her an yapacaklarım değişebiliyor, hatırlamam gereken çok şey oluyor. Aynı şekilde evde de yapacaklarım daha fazla gibi hissediyorum, çünkü Türkiye’deyken bazı günler yarım gün dersim oluyordu, çoğu gün 5 gibi evde oluyordum. Singapur’daki özel okullar da özel sektör gibi. Yani 6’da paydos ediyor, 7’de evde oluyorum. Evde yeterince vakit geçirememek enerjimi biraz yiyor desem yalan söylemiş olmam, ama yemeği bir önceki gün yapmak, bulaşıkları her gece yıkamak (burada bulaşık makinem yok) ve mutfağı gece düzenli bırakmak gibi hedefler koyuyorum kendime her gün. Listeliyor, yapabildiğimi yapıyorum. Yapamadıklarımı, kısmetse yarın diyorum.

Multitasking olayı beni hala zorluyor. Daha bu sabah yine yaptığımı fark ettim örneğin. Krep yapıyorum kahvaltı için, krebi tavaya döküyorum, o pişerken bir bardak yıkıyorum. Bir yandan buzdolabından kahvaltılıkları çıkarıyorum, bir yandan da çay için su koyuyorum ketıla. Neyse fark etmek de bir şeydir. Önceden fark da etmiyor, oto pilot modunda yapıyordum. Yavaşlamayı öğrenmek hızlı olacak değil ya!

7. Kendini Başkalarıyla Karşılaştırma

Bu da derinlere işlemiş bir alışkanlık. Ben şimdi ilk bakışta kendimi başkalarıyla karşılaştırmıyorum diyorum, ama biraz derine indikçe bu haftanın yazısında da yazdığım gibi geçmişimde de şimdiki hayatımda da birçok örneğe rastladım.

Bu hafta ilginç bir şey geldi başıma. Çalıştığım okulda (ve maalesef birçok Asya ülkesinde) beyaz ırktan hocalar el üstünde tutuluyor. Türkiye’de de native speaker dediğimiz anadili İngilizce olan hocalar farklı bir yerde oluyordu tabii ama Asya’da native olmanıza gerek yok, benim çalıştığım okulda Belçikalı, Çek hocalar var. Beyaz olduğun zaman bir kademe yukarıdasın (bir de komik olan Singapurluların zaten ana dili İngilizce. Yani Singapurlu hocaların İngilizcesi benden daha iyi, ama bazı öğrenciler ten renginden dolayı tercih etmiyor. Tam bir rezillik. Neyse, konudan şaşmayayım).

Öğrencilere ben ilk günden Türkiyeli olduğumu söyleyip native stresini üzerimden atmaya çalışıyorum. Gerçekten İngilizce öğrenmeye gelmiş öğrenciler zaten ten rengine ya da ana dile önem vermiyorlar. Ama geçen hafta Vietnam’dan, özel okullarda okumuş, daha ortaokulda iyi bir yeterliliğe gelmiş öğrenciler geldi okulumuza. Biri Amerikan aksanıyla bana “garip bir aksanım” olduğunu söyledi, nereli olduğumu sordu.  Ben de söyledim ama yıllar yılı nötr bir aksana sahip olmayı, herhangi bir aksanı taklit etmemeyi savunmuş olan ben, alındım bu soruya ve sorulma tarzına. Sanki native olmam, ya da native aksanına sahip olmam gerektiğini, diğer öğretmen arkadaşlarım gibi iyi bir aksana sahip olmadığımı düşündüm ve doğrusu taktım biraz. Kendimi başkalarının standardlarıyla değerlendirip boşu boşuna üzdüm. Belki de öğrencinin kastettiğini bile yanlış anladım.

Sanırım bu kendini karşılaştırma mükemmeliyetçilik ile de bir arada ilerliyor. Bu ara sosyal medyaya taktım ama, instagram ve pinterest evleri mesela. O evlere baktığımda kendi evimden utanıyorsun bazen. Oradaki evin gerçek halinin öyle olamayacağını bilsen de, bu sende bir kaybetmişlik duygusu uyandırıyor. Bu aslında aynı büyüklerimizin “Bak Ruşen Amcanın oğlu Sedat’a” göndermelerine benziyor. Sedat’ın hayatını mükemmel sanıp özeniyoruz. Asla öyle mükemmel olamayacağımızı görüp hayal kırıklığına uğruyor, ilerlemeyi toptan bırakıyoruz. Aslında Sedat da alelade, sen ben gibi hayat uğraşında bir adamcağız. Bu konu, üzerine daha çok düşüneceğim, kendimi fark etmeye çalışacağım bir konu.

İlk 7 haftanın raporu böyle. Sizler hangi değişiklikleri hayatınıza geçirdiniz?

(Bu arada 8. haftanın konusu meditasyon. Hatta kalınız, yazı yarına geliyor 🙂 )

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Advertisements

7 comments on “52 Küçük Değişiklik: 7 Haftanın Ardından Neler Öğrendim?

  1. fbasak

    Bu yazi disizini cok seviyorum. Her hafta ben de kucuk degisiklikleri hayatima dahil etmeye calisiyorum. Bazilari zaten yapmakta oldugum seylerdi. Zor bir donemden gectigimden en zorlandigim ve husranla sonuclanan hafta gulumse haftasi oldu, en azindan farkindalik kazanmis oldum.

    Liked by 2 people

    • Çok sevindim takip etmenize. Evet bazen gülümsemek zor olabiliyor, ama eylemin kendisi bile modumuzun yükselmesini sağlıyor. Ye Dua Et Sev kitabında Balililerin gülümseyerek meditasyon yaptıklarını okumuştum. Denemek istiyorum aslında, etkisi nasıl olur merak ediyorum. 🙂

      Liked by 1 person

  2. Çok faydalı bir başlık olmuş, ellerinize sağlık. Kitabı nereden bulabiriliz acaba, Amazon’da görünüyor sadece?

    Liked by 2 people

    • Çok teşekkürler🙂kitap kobo ve amazonda e-kitabı vardı ben baktığımda, kobo’dan almıştım ben daha ucuz olduğu için.

      Liked by 1 person

  3. “Krebi tavaya döküyorum, o pişerken bir bardak yıkıyorum” cümlesini şöyle okumuşum: “Krebi havaya atıyorum, o pişerken bir bardak yıkıyorum.” WOOOW 😀 En azından o durumda olmamak da sevindirici 😀

    Şu Polyanna konusunda bir cümle duydum bu hafta, onu düşünüp duruyorum ben de, ne düşündüğüme karar veremedim: “İçinizdeki Polyanna’yı bırakın Heidi’ye sarılın!”

    Multitasking konusunda eşimle hırlaşıyoruz arada. Ben önemsediğim bir etkinlik içerisindeyken başka şeyle ilgilenmemesini istiyorum, o ise özellikle görsel konularda benden çok daha iyi olduğu için onu anlayamayacağımı savunuyor. Yani ben beceremesem de o iki işi aynı anda yapabilirmişmiş. Hihi

    Liked by 1 person

  4. Heidi 1. sınıfta okuduğum ilk kitap. Yanlış hatırlamıyorsam annem zaten okumayı öğrenmeden önce de geceleri bana okuyordu. Jane Eyre’le birlikte çocukluğumdan kalan, atamadığı az kitaplarımdan biri. Geçen sene öyle okuyasım geldi ki, İzmir’e ailemin evine gidene kadar bekleyemedim. Kütüphanede Türkçesi yoktu, İngilizcesini aldım. Olay örgüsü aynı olsa da hikaye çok farklı geldi. Heidi resmen dua ile sindiriliyor kitabın sonunda (Clara’nın büyükannesi sağolsun) Annemlere gidince hemen Türkçesine baktım, orada da Hıristiyan duaları Müslüman dualara çevirmişler! Benim hatırladığım Heidi hiç böyle değildi, belki de çizgi film daha çok aklımda kaldı. Yine de çok seviyorum gerçi, yazar çocuğun duygularını harika aktarmış.
    Polyanna’yı da tekrar okuyasım geldi şimdi. Acaba onda da benzer bir şey var mı?

    Liked by 1 person

    • Heidi benim de ilkimdir. Polyanna da özel bir kızımız ama kurguyu pek anımsamıyorum. Benim de okumam lazım. Aaa bugün kütüphaneye gidip çocuk kitaplarına bakacaktım, unuttum 🙂
      Sözü söyleyen kişi de Heidi’nin coşkusundan bahsediyordu konuşmasında. Ne yaparsan yap aşk ile yap hesabı. Biraz daha düşüneyim ben.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: