52 küçük değişiklik Türkçe

52 Küçük Değişiklik 16. Hafta: Hareket Et!

Dolar çıkmış, ekonomi göçmüş. Dış gündem bizi bazen olması gerektiğinden daha çok meşgul ediyor (dış gündem diye bahsettiğim bizim kişisel ajendamızın dışında gelişen şeyler). Eğer doğrudan merkez bankasında ya da bakanlıklarda çalışmıyorsanız, yapabileceğimiz pek de bir şey yok. O zaman şikayet edip, ahlanıp vahlanıp, bugünü kaybedeceğimize, olanları kabullenip önümüze bakmak en doğrusu.

Bu haftanın küçük değişikliği hayatımıza hareketi katmak. Spor, aynı sağlıklı beslenme gibi, faydalı olduğunu bildiğimiz ama her seferinde çok üşendiğimiz bir şey.

Belki de kendimize çok büyük hedefler koyduğumuz için, ya da fotoğraflarda, videolarda gördüğümüz bedenlere asla ulaşamayacağımızı düşündüğümüzden erteliyoruz hep spor yapmayı. Ben 20 yaşına gelene kadar spordan nefret ettim. İlkokul- ortaokul- lisede tek dört gelen dersim beden eğitimi’ydi, büyük ihtimalle ilkokul öğretmenimin yarattığı travmadan. Beden eğitimi dersinde bizi serbest bırakırdı, herkes yakartop oynamak isterdi, ama ben kimseyi vuramadığım için hep sonuncu olur, ya da ortada olursam ilk vurulan olurdum. Bazen de oynamaktan nefret ettiğim için bile bile vurulurdum. Bu 7. sınıfa kadar sürdü, ama sonrasında da asker yürüyüşü, turnike basket atışı, ters takla gibi şeyleri yapamadığımdan sporla hiç barışamadım. 10 dakika yürüsem yoruluyordum.

20 yaşında yogaya başlayınca biraz daha sevdim bedenimle bir şeyler yapabiliyor olmayı. Çünkü daha önce hiç deneyimlemediğim bir şeydi. Yoganın poz tutturmayla hiç ilgisi yok gözümde. Daha çok o bedenin senin bedenin olduğunu hissediyorsun. Başka nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Bedeninle daha bütün oluyorsun ve kıymetini anlıyorsun gibi. Fakat bir türlü yogayı günlük bir alışkanlık haline getiremedim. Bazı zamanlar oluyor, her gün yapıyorum, bazen iki ay matın yüzüne bakmıyorum. Psikolojik ve fiziksel faydasını bu kadar gördüğüm bir şeyi niye bırakıp duruyorum anlamıyorum.

Beni spor ve aktif olmayla barıştıran diğer bir şey yürüyüş oldu. Bunu da sağlayan iki şeyden biri seyahat, diğeri de ODTÜ’de çalışırken Yasemin’le yaptığımız yürüyüşler. Eskiden bir km yürüyünce yorulurken, seyahatlerde fark ettim ki bazı günler 10 km yürüyorum yorulmuyorum.

Geçen sene Yasemin’le herkesin nefret ettiği bir ders programını almıştık, delikli program denen. Sabah 8:40-10:40 arası 2 saat, sonra 3 saat boşluk, sonra 2 saat ders daha. Fakat o üç saatlik boşluğu çok güzel değerlendirmeyi başarmıştık, haftada iki gün pilatese gidiyor, neredeyse her gün kampüste yürüyorduk. Bence ikisi de benim idmanımı oldukça artırdı, şimdilerde 10-12 km arası yürümek çok yormuyor beni, ama genelde 5-6 km yürüyorum.

Ve bir de şunu fark ettim, nerede yürüdüğün yorgunluk seviyeni kesinlikle etkiliyor. Alışveriş merkezinde 4 km bile yürüsem doğada 8 km yürüdüğümden çok daha fazla yoruluyorum. Zaten artık alışveriş merkezleri beni iyice baymaya başladı. Sanırım alışverişte doyma noktama ulaştım, havasızlık ve insan kalabalığı da beni çok rahatsız ediyor. Buradaki en büyük marketlerden biri yakınlardaki alışveriş merkezinde olduğu için mecburen oraya gidiyoruz. Ama onun dışında bir gram bile canım istemiyor alışveriş merkezine gitmeyi. Belki de zihnimi yorduğundan bedenim de yorulmuş hissediyor.

IMG_3163
Haziran 2017, Arashiyama, Kyoto. 15 sene sonra ilk bisiklet kullandığım, yayaları falan ezdiğim gün. Poz bile ne kadar acemi olduğumu gösteriyor. Tepeleri bisikletle çıkamamış, park edip yürümüştüm. 🙂

Bu arada benim kadar pasif bir insan 15 sene sonra ilk defa bisiklet sürmeye de başladı. Öncelerde o kadar korkuyordum ki, çünkü 15 sene önce de hiç iyi olduğum söylenemez. Dizimde hala o zamanlardan kalma yarık izleri var. Ama şimdi inanılmaz bir özgürlük duygusu veriyor bisiklet sürmek, gülümsemeden edemiyorum bisiklet sürerken.

IMG_20180624_162621.jpg
Haziran 2018, Singapur. Artık iş dönüşü de metrodan bisiklet kiralıyorum, bir tane yaya görünce bile panik olduğum ilk günlere nazaran çok daha iyiyim :). Tek gereken o korkuyu üzerimden atmakmış.

Eğer siz de benim gibi şimdiye dek bedeninizi pek kullanmadıysanız, bu hafta sizin için bir başlangıç olsun. Benim için de geri dönüş, çünkü kendime tekrar tekrar hatırlatmam gerekiyor. Bu hafta az sürelerde de olsa meditasyonun önüne küçük bir yoga seansı ekleyeyim. Siz de belki günde 5000 adım atma (ya da yarım saat yürüme) gibi küçük ama ulaşılabilir bir hedef koyabilirsiniz kendinize.

Nerede hareket, orada bereket!

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Advertisements

3 comments on “52 Küçük Değişiklik 16. Hafta: Hareket Et!

  1. Yasemin Küçükaydın

    Yazının içinde olmak ve bu yazının uzun zaman sonra yürüyüş yapmaya başladığım gün gelmesi 💙💙

    Liked by 1 person

  2. Pingback: 52 Küçük Değişiklik 19. Hafta: Sessizlik – minimalist günlük.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: