minimalizm Türkçe

Giysilerimi Kim Yaptı? Who Made My Clothes?

Giysilerimi Kim Yaptı hareketi Fashion Revolution grubunun başlattığı global bir hareket. 2013'te Bangladeş'te bir konfeksiyon binasının yıkılması bu hareketi başlatan olay. 1100 kişinin öldüğü katliam dünya endüstri tarihinin en büyük kazalarından biri.

Bu soruyla ilk kez FutureLearn‘de karşılaştım. Bu site, dünyanın her yerindeki üniversitelerden ücretsiz dersler almanızı sağlayan bir platform. Yaklaşık 3 yıldır kullanıyorum ve beslenmeden yaratıcı yazarlığa, mindfulness’tan nöropsikolojiye birçok değişik alanlarda dersler aldım. Bizde inek, İngilizce’de lifelong learner denen insan grubuna dahil olduğumdan, bu site tam benlik, ders çalışmak ruhumda var :).

Geçenlerde de başlangıç seviyesi Korece dersi alırken “Who Made My Clothes?” başlığı dikkatimi çekti ve bu derse de kayıt oldum. İyi ki de olmuşum. Giysilerimizin yapım süreci üzerine düşünüyordum ama bu derece derine inmemiştim.

Who-made-my-clothes-1024x467.jpg

Giysilerimi Kim Yaptı hareketi Fashion Revolution grubunun başlattığı global bir hareket. 2013’te Bangladeş’te bir konfeksiyon binasının yıkılması bu hareketi başlatan olay. 1100 kişinin öldüğü katliam dünya endüstri tarihinin en büyük kazalarından biri. Sebebi ise binanın çökeceğinin anlaşılmasına rağmen Benetton, Mango gibi büyük firmaların çok kısa sürelerde üretime zorlaması ve formenlerin bir dakika bile kaybetmek istememesi, işçilerin dışarı çıkmasına izin vermemesi. İşçiler çalışmaya devam ediyor ve bina dakikalar içinde çökünce 1100 kişi hayatını kaybediyor.

İnsanoğlu olarak sadece gözümüzün önündekine göre dünyayı değerlendirmeye alıştığımız için, üzerimize giydiğimiz giysilerin hikayesini ancak böyle bir trajediden sonra fark etmemiz çok doğal. Çok dar bir bakış açısından görüyoruz her şeyi.

Hayatın öncesine göre çok daha kolay olduğunu, her şeyin önümüze serildiğini, bolluk ve bereket içinde yaşadığımızı ve bunun problemimiz olduğunu düşünüyoruz. Asıl problem bolluk ve bereket içinde yaşamamız değil. Öyle yaşadığımızı düşünmemiz.

Yediğimiz her yiyecekte, aldığımız her üründe, giydiğimiz her giyside yüzlerce insanın emeği var. Neden eskiden giyim, elektronik, daha doğrusu her şey, şimdiye göre çok daha pahalı ve ulaşılmazdı düşündünüz mü? Aldığımız her tüketim maddesinde, ödemediğimiz ne varsa çalışanların hayatlarıyla ödüyoruz da ondan. Bangladeş’te, Çin’de, Endonezya’da, Filipinler’de, Türkiye’de.

Pamuk vb hammadde üretiminden kumaş dokumaya, dikim, dağıtım ve mağazacılığa kadar her çalışan bizim ucuz giyinmemize kendi maaşından ve sağlığından ödün vererek katkı sağlıyor. Doğal kaynakları geri dönüşü olmayacak şekilde sömüren firmalar, çoğu zaman bu konuda da bir şey yapma ihtiyacı hissetmiyorlar. Bir ülkenin doğal kaynakları tükenince, diğerine, bir ülkedeki işçiler isyan edince, daha ucuz çalışmayı kabul edene geçiyorlar. Doğal yaşamlarından, nesilden nesile geçen el becerilerinden kopmuş, eğitim fırsatı verilmemiş, fabrikada çalışmaktan başka çaresi kalmamış insanlar da mecburen bu koşulları kabul ediyorlar.

Fashion Revolution bize bu konuda 3 adımlı bir yaklaşım sunuyor:

  1. Merak Et. 
  2. Öğren.
  3. Harekete Geç.

Elinize herhangi bir kıyafeti alın. Etiketini dikkatle inceleyin.

Nerede yapılmış? Bu sadece fabrikanın olduğu ülkeyi gösteriyor. Yani kumaş veya hammadde başka ülkeden gelmiş olabilir. Burada bu kursu alanların analiz ettiği giysilerin nereden geldiğine dair bir harita var. Birçoğu Asya’dan geliyor tahmin edebileceğiniz üzere. Fakat Türkiye’de de Levi’s ve H&M benzeri firmaların fabrikaları var. İlginçtir ki, Türkiye’de Made in Turkey giysi bulmak çok zor. Çünkü bildiğiniz gibi Türkiye pamuğu en kaliteli hammaddelerden biri, burada üretilenler refah düzeyi yüksek ülkelere gönderiliyor, bizim pazara da Asya üretimli giysiler geliyor.

İçeriği ne? İçeriğini anlamak bize giysinin hikayesini daha iyi verebilir. Bu videolar %100 pamuklu bir tişörtün hikayesini anlatıyor, bana gerçekten çok ilginç geldi. Ben de elimdeki Uniqlo (Japon markası) keten gömleği araştırmaya karar verdim. Etiket Made in China‘ydı, ama ketenin Fransa’dan geldiğini öğrendim. %100 keten olduğu için polyester ya da koton karışımı parçalara göre daha kolay izini sürebildim. Fakat bunu araştırırken öğrendim ki, en şeffaf büyük giyim markalarından biri olan Uniqlo bile Çin’deki bir fabrikasını kapatıp, daha ucuz iş gücü için Çin’in başka bir şehrine yönelmiş. Koca fabrikanın işçileri bir anda işsiz kalmışlar. Hiçbir firma masum değil maalesef. Burada Fashion Revolution’ın kapsamlı biçimde yazdığı bir rapor var. Hem çalışanların hayatları, insan/ hayvan hakları ve sürdürülebilirlik hakkında, hem de firmaların şeffaflıkları hakkında. Rapordan bir kesit:

Untitled
2018 Raporu: Değerlendirilen firmaların aldıkları puanların ortalaması. Yönetmelik geliştirmede % 46, bunları uygulamaya başlama yüzdesi 36 (çoğu firmanın puanı 10’un altında.) Şeffaflık %11, fakat geçen seneye göre daha çok firma hammadde tedarikçilerini paylaşmaya başlamış. Sorunların farkında olup sorumluluk alma %17, çözmeye uğraşma ise %12 (Bu kategoride 60 puan alarak Marks & Spencer iyi bir gelişme sağlamış). 

Bu puanlar ne kadar düşük olsa da (en fazla 60 puana çıkabiliyorlar, yani en iyi firma bile en fazla %60 etik olabiliyor) yine de bu hareketin başladığı 2013’e göre gelişme var. Artık insanlar bu konuya dikkat ettikçe ve daha bilinçli alışveriş yapmaya başladıkça firmalar da kendilerini toparlamaya başlıyor.

Peki biz ne yapabiliriz? Firmalara doğrudan sorular sorup (sosyal medya ve e-mail aracılığıyla) onları sıkıştırabilir, daha iyisini talep edebiliriz. Daha etik firmaları destekleyebiliriz. Sadece bir sezon sürecek parçalara değil, pahalı da olsa daha uzun ömürlü parçalara yatırım yapabiliriz. Daha az alışveriş yapmak moda sektörünü bitirecek diye bir şey yok. Daha az ama daha kaliteli alışverişler hem bizim, hem de konfeksiyon sektörünün herhangi bir alanında çalışan insanların, hem de doğanın faydasına olacaktır.

Aynı zamanda ikinci el alımını arttırıp bunu da bir sektör haline getirmeye çalışabiliriz.

Kıyafetlerimizle işimiz bittiğinde hayır kurumlarına bağışlamak çok doğal bir davranış bir çoğumuz için. Ama geçenlerde gördüğüm bir gönderi, yine tam bir inek olarak beni başka bir konuda araştırmaya itti:

View this post on Instagram

AFRICA A-Z 01/26 Africa is the final destination for up to a third of all used clothes. At first this might seem like a good thing, but whilst old clothes have created employment, livelihoods are “precarious and trapped in poverty.” Many jobs have been lost in the textile sector due to the vast quantity of cheaply available clothes that we don’t want any more. Critics want to ban used clothing imports to focus on boosting domestic clothes manufacturing. Of the 5 East African countries trying to ban used clothing and shoes from their markets starting 2019, only Rwanda remains. Pressure from the U.S has resulted in Kenya, Tanzania, Uganda and Burundi backing out of the proposal. Rwanda has stood firm and imposed tariffs on 2nd hand clothing imports and has lost some of its duty free privileges on exports to the U.S. Even though it is thought cheap new clothes from Asia will flood the markets before textile production is in full swing The Rwandan president, Paul Kagame stays positive. “We are put in a situation where we have to choose – you choose to be a recipient of used clothes… or choose to grow our textile industries”. #usedclothing #africa #rwanda #landfill #whomademyclothes #fashionrevolution #garmentworkers #markets #clothing #consumerism #excessive #rubbish #textiles #tickover #embroidery #embroideryhoop #britishembroidery #problems #jobs #news #craftivism #sewing #environment #humanrights #equality #antifastfashion #slowfashion #ethicalfashion #consciousconsumer

A post shared by Tickover (@tickover_) on

Olay şuymuş: Bizim hayır kurumuna bağışladığımız giysileri o kurumlar Afrika’daki ikinci elcilere satıyor ya da bağışlıyor. Afrika’ya aşırı miktarda ikinci el (ve çoğu giyilmemiş kalitede) giysi girişi oluyor. Bunlar orada üretilenlerden daha kaliteli olduğu için millet kendi ürettiğini almak yerine bunları almaya başlıyor. Bu işten iyi para geldiğini görenler bunun kaçakçılığına da başlıyorlar. Sonuç olarak Kenya ve Ruanda gibi ülkelerdeki konfeksiyonlar kapanmak zorunda kalıyorlar. Bir pakt kuruyorlar 2. el girişini kontrol etmek ve vergisini artırmak için, ama bu sefer de Amerika, böyle yaparsan ben de senin ithalat ihracatına vergi koyarım diyor, baskı yapıyor. Bir tek minicik Ruanda direniyor, diğerleri pes ediyor.

Hızlı moda sadece giyim ve stil demek değil. Politika, insan ve hayvan hakları, ekoloji, hepsi işin içinde. Bunları bilmek, insanı ister istemez her satın almada seçim yapmaya itmeli. Bu yüzden bu soruyu sormak çok önemli: Giysilerimi kim yaptı?

Advertisements

5 comments on “Giysilerimi Kim Yaptı? Who Made My Clothes?

  1. izlemiş olma ihtimaliniz yüksek ama değinmeden geçemedim. “the true cost” belgeselini izlediğimde çok etkilenmiştim. bahsettiğiniz şekilde çalışan/yaşayan insanları konu alıyor. çok düşündürücü ve üzücü.

    Like

  2. Hazır giyim ihracatı yapan bir firmada pazarlama departmanında müşteri temsilcisi olarak çalışıyorum. Şu an moda sektöründe yer alan ünlü ve büyük hazır giyim firmalarının bir çoğuna üretim yağıyor ve ihraç ediyoruz. Konu ile ilgili bir kaç küçük detay bilgi vermek istiyorum. Bahsettiğiniz bu firmaların hiç birinin Türkiye’de fabrikası yok. Belirli sözleşmeler çerçevesinde çalıştıkları ihracatçı firmalar var. Bu ihracatçı firmalarında ya kendi iç bünyelerinde üretim tesisleri var ya da aldıkları siparişi yine benzer bir sözleşme sistemi ile ürettirdikleri ihracat yapmayan sadece üretim yapan imalat atölyeleri var.
    Sosyal medyanın ayağa kalktığı bir çok örnekte olduğu gibi ayaklanan işçilerin ödenmeyen maaşlarının sorumlusu aslında o büyük firmalar değil. Çünkü onların iş etiklerinin birinci kuralı işçilerin haklarının eksiksiz sağlanması .Yaptıkları işlerin ödemelerini aldıkları halde işçilerinin maaşını ödemeyen firmaların işçileri bu büyük markalardan maaşlarını talep ediyorlar . Büyük markalar da yanlış anlaşılmaları önlemek ve sosyal medyada linç edilmemek için ödedikleri halde tekrar ödeme yaparak işçilerin maaşlarını ödemeye çalışıyorlar.
    Özetle söylemeye çalıştığım şu ki ; çalıştırdığı işçilerin maaşını çalan iş ahlakından yoksun bazı firmalar nedeniyle büyük markalar Türkiye deki üretimi durdurup, Türkiye den çekilme kararı aldıklarında bu sektörde çalışan çok sayıdaki ahlaklı insan da zor durumda kalacaktır.
    Sosyal medyada linç girişimine başlamadan önce konu hakkında çok daha detaylı ve güvenirlik kaynaktan bilgi almak gereklidir çünkü sosyal medya çok faydalı olabildiği gibi çok hatalı yönlendirmelere de neden olabilir.
    Yine Türkiye’ye Türkiye de üretilen değil, Orta Asya ‘da üretilen ürünlerin geldiği ile ilgili kısım ise şu şekilde işlemektedir.
    Eğer bir model Türkiye’de üretiliyorsa, aynı model tüm dünyaya Türkiye’den dağıtılmaktadır. Bazı firmaların (örneğin H&M) ,her ülkeye ayrı ayrı dağıtımı vardır. Yani Türkiye siparişleri yine Istanbul daki bir depoya gönderilerek, tüm Türkiye’ye dağıtımı bu depo üzerinden yapılmaktadır. Bazı markaların ise (örneğin Zara) Türkiye’de üretilen siparişleri ise lojistik merkezlerine (Zara için İspanya’ya) sevk edildikten sonra mağazası olan ülkelere dağıtımı oradan yapılmaktadır.
    Mağazalarda made in Turkey etiketli ürün göremiyor olmamız tüm Türkiye için üzüntü verici bir durumdur çünkü bu Türkiye’de türlü sebeplerle yeterince üretim yapamadığımızı ve dolayısıyla ihraç edemediğimizi göstermektedir.
    Konuyu bir de bu yönüyle değerlendirmenizi istedim.
    ***Sizi keşfettiğimden beri tüm yazılarınızı büyük bir hevesle takip ediyorum. Yazmaya devam edin lütfen.

    Liked by 1 person

    • Aydınlatıcı bilgileriniz için teşekkürler. Levi’s, H&M ve Zara/Mango’nun yurtdışı mağazalarında Türkiye üretimli giysiler görüyorum, ama Türkiye mağazalarında genelde bu firmaların Çin ya da Asya üretimli ürünleri oluyor. Ben bunun sebebini Türkiye pazarına daha alt kalite ürün sattıkları olarak yormuştum.
      Taşeron firma ilişkisini de şöyle yorumluyorum, doğru olmayabilir tabii. Büyük bir firma için örneğin Çin’de kendi fabrika açmaktansa, Çinli bir taşeronla anlaşmak çok daha kârlı. Türk firmalar bile artık Türkiye’de fabrika kurmak yerine Asya ülkelerine taşımaya başlıyor üretimi. Hem kendi sorumluluk almayacak, hem de ürünlerine kendi etiketini basacak. Çifte standart gibi geliyor bana. Bir köprü inşaatında işi alan firmanın köprünün ayaklarını taşerona yaptırıp, köprü yıkılınca biz değil taşeron yaptı demesine benziyor. Eğer kendi ismiyle bir taşerona üretim yaptırıyorsa, ve etik kurallar çerçevesinde çalışan bir firma olduğunu iddia ediyorsa tüm denetimleri yapmalı. Eğer bu standartlar dediğiniz gibi Türkiye’de sağlanamıyorsa çok yazık. Benim annem de zamanında konfeksiyonlarda çalıştı ve değil sigortası, aylarca maaşını bile alamadı. Ülke olarak denetim ve yaptırımları arttırmazsak Bangladeş benzeri bir olay yaşamamız yakındır.

      Like

  3. Pingback: 52 Küçük Değişiklik 26. Hafta: Hayat Boyu Öğrenci Ol – minimalist günlük.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: