Singapur’da Bir Sene

singapurda yaşam singapur rehberi

2018 Year of the DOG

Çin takvimine göre tam bir yıl geçirmiş oldum Singapur’da. Çin astrolojisine göre, acayip yüksek bir enerjiyle başlayıp yıl sonuna doğru yerini bir rehavete bırakacakmış köpek yılı. Gerçekten de öyle oldu. Bu yıl benim çokça öğrendiğim, dünyaya ve evrene bakış açımın epey değiştiği bir sene oldu. Şunu kesinlikle öğrendim: Bir ülkeyi kısa bir süre ziyaret etmek güzel olsa da, o ülkeyi tanımak için orada yaşamak gerekiyor. Yoksa kısa seyahatlerde günlük yaşam tarzını değil, ancak turistlerin görmeye geldiği yapıları görüp geri dönüyorsun. Singapur’da turistik aktivitelere neredeyse hiç katılmadım, çok az müze gezdim, gurur duyulacak bir şey değil tabii ama turist olarak gittiğim her ülkede elliye yakın müzeye giden ben, burada hiç ihtiyaç duymadım (Tek bir müze biletinin 20 doların üzerinde olmasının da bunda katkısı var tabii 🙂 )

Kültür.

Hayatımda ilk kez başka bir ülkede yaşayacaktım. Turistlik tecrübem de üç ülkeyle sınırlı olduğundan yurtdışı tecrübem zaten çok azdı. Fakat Singapur’a taşınmadan önce iyi ki Japonya’yı görmüşüm. Çünkü orada atlattım bir nevi kültür şokunu. Geçmişimize bakarsak Asya kültürleriyle daha çok ortak noktamız olması lazım, ama bence son yüzyıllar Asya kültürünü üzerimizden atmış, Avrupa kültürüne daha benzer olmuşuz. Semavi dinler, yemek kültürü, adab-ı muaşeret kuralları ve günlük yaşam olarak Avrupa’ya giden göçmenler Asya’ya gelenler kadar zorluk çekmez diye tahmin ediyorum.

Aile hayatı, evde ayakkabısız dolaşmak, düğün dernek meseleleri ucundan benzese de, günlük hayatta beni çok şaşırtan birkaç anektod paylaşmak isterim sizlerle. Bir gün Singapur’u ziyaret eder ya da burada yaşamaya karar verirseniz, aklınızın bir köşesinde olsun.

Okey.

Bu kelimeden daha önceki yazıda da bahsettim, beni gerçekten çok şaşırtıyor. Singapurlular ağırlıkla Çin kökenli. Bu kelime sanırım Çince’de olan bazı kavramları İngilizce’de ifade etmek için kullanılıyor. Mesela, ben iyi günler diyorum kasiyere, cevap okey.  Masadan tepsileri toplayan amcaya teşekkür ediyorum, cevap okey. Öğrenciye yazdığı makale hakkında geridönüt veriyorum, hep kafa sallayarak okey okey okey.

hawker center
Photo by Joshua Anand on Unsplash. Bu fotoğraf Kuala Lumpur’da çekilmiş ama Malezya ve Singapur’un sokak yemeği kültürü çok benzer. İşte bu amcaların en çok kullandığı kelime okey.

Sınıfa giriyorum, nasılsınız diyorum, okey, haftasonunuz nasıldı, okey. Gına geldi 🙂 

Aşağıdaki video da Singapurluların “okay lah” dediğinde neler kastettiğini anlatmış. Bir yıl sonra bile, nüansları hala anlayamıyorum.

Tepkisizlik, Pasiflik.

Bu kesinlikle Türkiye’den çoook farklı. Örneğin, İzmir’de arkadaşımın arabasıyla yolda gidiyorduk. Biz kırmızı ışıkta beklerken karşı şeritte bir gencin durduğu yerde motorsikleti devrildi, benim arkadaş hemen arabanın camını indirip çocuğa “iyi misin”, diye sordu. O sırada yaşlı bir amca da geçiyordu, çocuğu kaldırdı ve “iyi iyi” dedi. Biz de yola devam ettik.

Böyle bir şey Singapur’da hayatta olmaz. O çocuk kendi kendine kalkar, yaralandıysa ambülansı da kendi arar. Belki ancak fotoğrafını çekip sosyal medyaya koyan olur. Fakat bu olay kesin ve kesin yerel gazeteye haber olur (Çünkü ülkede hiçbir ciddi olay olmuyor, neyse, bu başka bir mesele).

Daha önce ne kadar kural dolu bir ülke olduğundan bahsetmiştim. Kuralların sebebini, bir senenin sonunda daha iyi anladım. Eğer sonunda ceza yoksa, kafalarına göre hareket ediyorlar ve kimse tepki vermiyor. Örneğin, Singapur’un en büyük milli kütüphanesinde, 10. kattan asansörle iniyorum, benimle beraber beş altı kişi var. Bir tip bindi, açtı yüksek sesli videoyu,  gülüyor bir yandan da. Türkiye’de olsa, dürtmeler, uyarmalar, özellikle de dik dik bakmalar hemen başlar. Kütüphanedeyiz. Asansörün kapısı açıldığında direk okuma alanında gürültü. Bir kişi adamdan yana dönüp yan gözle bile bakmadı.

Bu tür olaylar olduğunda, birinin yardıma ihtiyacı olsun, ya da birisi sözsüz kurallara uymasın, kendi çok rahatsız olsa da hiçbir şey yapmıyor Singapurlu. Ben de yabancıyım diye çekiniyorum. O yüzden polis molis olmayan yerde, çöpünü de atıyor, yere de tükürüyor (çok yaygın), köpeğinin kakasını da temizlemiyor, sırada önüne de geçiyor. Tabii bir turist bunu görmüyor çünkü turistik yerler polis dolu ve sürekli temizleniyor.

Bizdeki gibi bi toplumsal baskı yok kesinlikle Singapur’da, çünkü ortak bir ahlaki kurallar bütünü de yok. Bizde birisi kurallara ya uyuyordur ya uymuyordur. Singapurlularda gösteriş için bir kibarlık var.

Singlish- Singilizce

Şimdi kibarlıktan bahsetmişken, Singilizce’den bahsetmeden olmaz. Çünkü ilginç bir şekilde tanıştığım çoğu kişi, belki de benimle konuştukları için, anlaşılabilir, net bir İngilizce konuşabiliyor (olduğu kadar 🙂 ). Fakat kendi aralarında benim çoğunlukla anlayamadığım Singilizce konuşuyorlar. Hele iki taraf da Çinliyse zaten Çingilizce oluyor bence. Komşu ülkelerden, Malaycadan, Hintçeden geçen çok kelime de var.

British-American gibi aksan ayrımı değil Singlish, dialect ayrımı var. Çünkü gramer de farklılaşıyor. Malezya’da konuşulan İngilizce de benziyor Singapur’dakine.

buying waffles at the hawker centre

Buradan kibarlığa bağlayayım, Singilizce hiç kibar değil. Yani bir İngiliz çıtkırıldım, aralara  could’lar, please’ler yapıştırmadan konuşamaz ya, Singilizce tamamen mesajı iletme odaklı.

Yukarıdaki diyaloğu Ekim ayında yazmışım defterime. Okulun kafeteryasında waffle alacağım, ne kadar sürede hazır olur diye soracağım.

Ben teyzeye soruyorum: “Ne kadar beklemem gerekir?” (How long do I need to wait?)

Teyze arkadaki amcaya bağırıyor: “Neka la?” (Halon la?) Teyzenin ağzından bu nasıl oluyorsa bir hecede çıkıyor ama amca da anlıyor ve Çince sesleniyor içeriden.

Teyze bana dönüp, kibarca (çünkü beyazım (!) ya işte, Singilizceyi anlayamam diye): “Sadece bir dakika.” (Oh, just a minute)

Mesela benim İzmir’e gidince hemen Ege aksanına geri dönmem ve Ankara’da kullanmadığım bazı kelimeleri kullanmam gibi, buradakiler de aralarında yabancılarla olduğundan daha hızlı, daha kaba ve daha tabir-i caizse “slang” bir dil kullanıyorlar. Ama en düzgün konuştuklarında bile aksanlarını ve cümle ritmini, tonasyonu anlamak birkaç ay alıyor. Buraya yaşamaya gelecek ve Çince bilmeyenlere şimdiden kolay gelsin. 🙂

Bir de can var, Koray’ın en sevdiği. Okey gibi bir fenomen bu can. Mesela Pazartesi buluşalım mı diyecek, böyle bir diyalogu aktarayım size.

A: When to meet?

B: Monday can.

A: Tuesday also can?

B: Can.

Bu kadar basit.

Aşağıdaki video aslında McDonalds’ın viral videosu ama Singlish’in ne kadar kompakt ve direkt olduğunu göstermek açısından harika. 1:40 civarı can’ler var. En sonunda da kağıt peçeteyle masa rezerve etmeyi koymuşlar 🙂 Yemek sipariş etmeye gitmeden önce masanızı kaptırmamak için küçük mendil kutunuzu bırakarak rezerve edebiliyorsunuz. Singapur’a ilk gelenler masalarda bedava mendil oluyor sanıyorlarmış (Bu arada, hiçbir restoranda, Türkiye’deki gibi masalarda peçete falan olmuyor. Tuvaletlerde kağıt havlu da yok. Ben kumaş mendilimi yanımda taşıyorum bu yüzden).

Tüketim Kültürü

Ankara’da, İstanbul’da AVM çok mu diyorsunuz? Gelin bir de Singapur’u görün! Arkadaş, bu kadar doğal güzelliğin olduğu, sokakların 24 saat güvenli olduğu bir şehirde, her gün, sabah ondan akşam ona, hangi alışveriş merkezine gittiysem tıklım tıklım dolu. Ve de her mahallede en az dört beş tane devasa alışveriş merkezi var. Bizim oturduğumuz evden 2 km mesafede 5 tane dev alışveriş merkezi var mesela (Ankamall, Optimum ayarında), ve en sakin mühitlerden birindeyiz. Şehir merkezinde neredeyse iki binada bir küçük bir pasaj ya da AVM. Hele bir tanesi var ki bir girişi bir metro durağında, diğeri öbür durakta. Kendi içinde şehir resmen. Tabii klimalı 🙂

Tüketmek ve marka artık bir hayat tarzı olmuş, sorgulamıyorlar. Her şey çok pahalı, Türkiye’dekinin beş katı pahalı çoğu ürün. Amerika ve komşu ülkelere kıyasla da fiyatlar yüksek. Hadi zenginleri anladım, artık hiçbir şey doyum sağlamıyor, satınalmaya vuruyor diyelim. Fakat dar gelirli aileler de marka giyime çok para harcıyorlar. Marka ve pahalı olsun, kaliteye bakmıyorlar bile.

celine plastik torba
Çinli öğrencimin 750 dolara aldığı naylon torba (içindeki cüzdan dahil değil, sade torba). İddiasına göre annesinin hediyesi! Başka bir öğrencimin annesi de (yavru) timsah derisi kalemlik hediye etmiş oğluşuna 😦

Zevkleri de yok. İnanılmaz rüküş giyinip abartılı makyaj yapıyor çoğu Singapurlu, yanaklar kıpkırmızı falan. Hatırı sayılır sayıda insan da, sanırım yataktan kalktığı haliyle evden çıkıyor; pijamayla, ev şortuyla 🙂

Metroda ve sokaklarda gördüğüm tipler:

İki dirhem bir çekirdek takım elbiseli genç erkek (Koray’ın dikkat ettiği, kemer ve ayakkabı, varsa çantayı hiçbir zaman uyduramıyorlarmış.).

Düğünlük elbisenin altına parmak arası giymiş, tamamen alakasız ama marka çanta takmış genç kadın (muhtemelen çantanın içinde ya da elindeki torbada topuklusu var).

Gucci spor ayakkabısı, Louis Vuitton çantası ve eşofman takımıyla gözlerimizi acıtan ergen.

Aynı tişörtü ya da ayakkabıyı giymiş minnoş çekirdek aile.

Her gün aynı kot ve tişörtü giyen adam.

Seksenler gibi giyinmiş, uzun bıyıklı, uzun saçlı, yetmişlerinde metalci amca.

Eğer Prada, Coach, Louis Vuitton gibi bir markaysa, giydiği şey isterse üzerinden dökülsün, yırtık olsun yine de giyiyorlar. Fakat bunu yabancı öğrencilerimde de gözlemliyorum, yani Singapur’a has bir durum değil.  Hatta Adidas gibi markaların koleksiyonları da farklı burada, daha bir manyak, allı pullu, abartılı.

Burada hiçbir arkadaşımla minimalizmden konuşamadım öte yandan. En yakın arkadaşlarımdan biri, her yurtdışına gittiğinde tüm outlet mağazalarını deli gibi dolaşıyor, boş bavulla gidiyormuş. Kıyafet aldıkça onları giyiyor, eve dönünce hepsini yıkıyormuş. Şimdi ben bu kadına minimalistim desem de anlamaz zaten. Bir kere beraber alışverişe gittik, tarzına hiç uymayan birkaç parçayı aldı indirimi iyi diye. Bir kere bile giydiğini görmedim.

Bazen çok alışveriş yapmadığımı, dışarıda pek akşam yemeği yemediğimi fark ettiklerinde, “biz çok basit bir hayat yaşıyoruz” deyip geçiyorum. Eşyalarını ikinci el satabilecekleri, ya da benim Singapur’da birçok -neredeyse hiç kullanılmamış- eşyayı ikinci el aldığımı söyleyerek örnek olmaya çalışıyorum ancak. O kadar çok alışveriş yapıyorlar ki ikinci el sitesindeki çoğu giysi ve eşya gerçekten etiketi üzerinde ama üçte bir fiyatına olabiliyor.

Okul Sistemi ve Üniversite

Bu konuda sizden çok soru geldi. Sadece bildiğim kadarını aktarabilirim bu konuda, çünkü şu küçücük şehirde standart bir eğitim sistemi yok. Kafana ve parana göre.

İlköğretim ve lise için, devlet okulu ya da uluslararası okul seçenekleri var. Devlet okuluna çocuğunuzu gönderebilmek Singapur vatandaşı olduğunuzda bile zor. İnsanlar kabul alabilmek için ev alıp satıyor, ama yine de şehrin öbür tarafındaki okul çıkabiliyor topladıkları puana göre. Puan anne babanın mezun olduğu okul (aynı okulsa çocuğun kabul edilme şansı yüksek oluyor çünkü), çocuğun not ortalaması ve adrese göre toplanıyor.

İlköğretim 6 yıl, ortaöğretim 6 yıl, ama istersen ortaöğretimin son iki senesinde meslek okulu gibi Politekniklere gidip kuaför, teknisyen, elektrikçi gibi mesleklere yönelebiliyorsun. Akademik başarısı olmayan gençler bunlara yöneliyor ve Singapur’da üniversiteden çok politeknik var.

Liseyi devlette ya da uluslararası okulda bitirdikleri zaman, bizdeki üniversite sınavı gibi ama daha zor bir sınava giriyorlar. Kompozisyon yazma gibi kısımları da var sınavın, ama konuları istedikleri bölüme göre seçebiliyorlar, bizdeki fen, eşit ağırlık gibi.

İki devlet üniversitesi Asya’nın en iyilerinden: NUS (Asya’nın bir numarası) ve NTU. Fakat bu ikisinde de ırk kotası var. En fazla Malay ve Çinlilere hak tanınıyor. Sonra Hint, en son beyaz ve karma ırk. Örneğin NUS mezunu bir arkadaşımın annesi Yemenli, babası Hindistanlı. Singapur vatandaşı da olsa karma ırk olarak geçiyor ve aynı bölüme Malay arkadaşları çok düşük puanlara üniversiteye girerken, o derece yaparak ancak girebilmiş. Azınlıkların dezavantajlı olmaması için alt kotayı anlarım da üst kota ne yahu? Devlet konutlarında da ırk kotası var ama onun amacı mesela bütün Çinlilerin aynı apartmana yerleşip diğer ırklardan ayrı bir komünite oluşturmamaları. Tüm ırkların harmoni içinde yaşamaları için doğru bir karar olabilir.

Diğer yandan NUS’te çalışan bir Türk arkadaşımdan öğrendiğime göre TEV’in fen bilimleri alanlarında doktora için NUS ve NTU bursu varmış, buradan bilgi alabilirsiniz. Bu sene için geçti ama, her sene devam ediyor ve buradaki birçok Türk bu bursla gelip buraya yerleşmiş.

Ben Singapur’da iki okulda İngilizce öğretmeni olarak çalıştım. Birincisi Akademi diye geçen, Singapurlu ve çoğunlukla uluslararası öğrencilere sertifika, lisans ve lisansüstü diploma, yabancı üniversitelerle ortak master programları veren bir özel kurumdu. İkincisi de özel bir Avustralya üniversitesinin Singapur kampüsüydü. İkisinde de çoğunlukla Çin ve Tayland olmak üzere çevre ülkelerden gelen, maddi durumu iyinin de üzerinde olan öğrencilerim oldu.

öğrenciler
En sevdiğim sınıflarımdan biri. Tayland, Kore ve Çinli öğrenciler vardı bu sınıfta.

Öğrencilerin profili tek bir sınıf içinde bile çok değişiyordu. Aynı sınıfta örneğin Singapur’a yeni taşınmış ve okullar açılana kadar İngilizcesini geliştirmek isteyen Japon bir ortaokul öğrencisi de oluyordu, iş adamı olup Singapur’a aslında iş bağlantıları kurmak için gelmiş ve öğrenci vizesi için derse kaydolan Vietnamlı da. Üniversiteye hazırlık için de gelenler de vardı, sevgilisinin yanında kalmak için (öğrenci vizesi olmazsa bir aydan fazla kalamıyor çünkü) okula kaydolup parayla ödev yaptıran da. Hatta ilk çalıştığım akademide bir ara Vietnamlı öğrenciler yaz okulu diye geldi, ben ders işlerken sınıfa sürekli yeni öğrenci geliyor. Bir saat 10 öğrencim var, öteki saat 30. Bir sınıfımdaki yaş skalası 8 ile 40 arasıydı. Çok şey öğrendim ama zorlanmadım desem yalan olur.

İkinci çalıştığım özel üniversitede de anladığım kadarıyla parayı basmak dışında hiçbir önkoşul yok. Çünkü az sayıda çalışkan ve iyi niyetli öğrencilerim olsa da yukarıdaki gibi tipler de çoktu. En büyük çoğunluk ise Çin’de üniversite kazanamamış, aslında zaten üniversite okumak da istemeyen ama ailesinin zoruyla Singapur’a gelen öğrencilerdi. Kendimi ve onları motive etmek gerçekten zordu, hatta bana öğretmenlik mesleğine devam edip etmemekle ilgili büyük sorgulamalar yaşattı, yaşatıyor.

Farklı Irklar ve Harmoni

Evet devlet üniversitesindeki ırk kotası biraz saçma olsa da, genel olarak Singapur’un birlikte yaşama konusunda iyi bir iş yaptığını söyleyebilirim. Hatta bizdeki kültür çatışmalarından sonra bu bana ferahlatıcı bile geldi.

Türkiye’de de farklı halklar yaşıyor, ama ne kadar çok ortak noktamız olduğunun farkında değiliz. Hep farklılıklara odaklanıyoruz. Fakat Singapur’daki farklı halklardan size bahsedeyim: En büyük nüfusa sahip Çinliler. Fakat onların içinde de ana dili Mandarin, Kantonca ve İngilizce olanlar var. Din olarak milyon çeşit farklı Hıristiyan ve Budist mezhebi var. Aynı dil ve din çeşitliliği Hintliler için de geçerli. Bir de tabii bizim gibi çalışmak için dünyanın çeşitli ülkelerinden gelenler var.

Bunları biliyordum da, beni şaşırtan Malezyalılar oldu. Çünkü Malezya’da yaşayanların hepsi Malay değil. Müslüman olmayıp Çin, Endonezya ya da başka kökenli olan, koloni döneminde Malezya’ya yerleşmiş ve orada kalan çok topluluk varmış. Onlara Malay değil Malezyalı deniyor. Onların Malezya’da yaşamı Singapur’da olduğundan çok daha zor, çünkü Malezya şeriat ile yönetiliyor ve onların farklı inanç ve kültürlerini takan kimse yok. Malezya’ya gitmedim ama, Singapur’a çalışmaya gelen, hatta her gün Malezya’dan Singapur’a gidip gelen çalışan çok. Onlardan öğrendim. Onlar da Singapur’da Malezyalı, Malezya’da Çinli muamelesi görüyor. İşleri gerçekten zor.

Yine de bu kadar farklılıkla bence Singapur iyi başa çıkmış. İş yerinde aynı ana dili paylaşanlar zaman zaman birbirini kollasa da, onun dışında hiçbir ırkçı ya da ayrımcı hareketle karşılaşmadım burada. Herkes herkese saygılı, hatta yukarıda belirttiğim gibi tepkisizlik derecesinde. İkisinin bir bağı olduğunu düşünüyorum, belki de tepkisizlik birarada yaşama ve farklılıklara tolerans gösterme ihtiyacından doğmuştur.

Burada yaşayan bir Türk arkadaşım Hintli bir iş arkadaşına bir işi doğru yapmadığını söylemiş mesela. Hintli çocuk direk üstüne alınmış, bana ırkçılık mı yapıyorsun demiş. Herhalde bu tür yorumlardan kaçınmak için hepsi tepkisiz olmuşlar. Bir Türk olarak çok dikkat etmek lazım, çünkü biz Asyalılara göre çok konuşkanız. Toplantılarda en çok konuşan ben oluyorum, haksızlık oldu mu, ya da bir çözüm önerim varsa, söylemeden edemiyorum. Singapurlular böyle değil. Kapalı kapılar ardında dedikodu da yapsa, sorgulasa da, çoğunlukla üstlerini eleştirmeye korkuyorlar. Bir süre sonra bu benim gerçekten sinirime dokundu. İşlerin yanlış gittiğini herkes biliyor ama benim dışımda herkes susuyor, mesela yukarıda bahsettiğim aynı sınıfta hem çocukların hem yetişkinlerin olması konusunda. ODTÜ ve Bilkent’te yönetim hocalardan korkuyordu resmen. Ben de istediğimi seslendirmeye alışmışım, burada o konuda zorluk çektim.

Doğa, Park, Bahçe

botanic garden
Botanik Bahçesi’ndeki orkide bahçesi. Mutlaka görülmeli.

Ah, işte en sevdiğim! Singapur’un doğası, özellikle doğanın şehir hayatının bu kadar yanıbaşında olması gerçekten harika. Öte yandan yeni okuduğum bir habere göre dikey şehirleşmeden dolayı Singapur küresel ısınma ortalamasından iki kat fazla ısınıyormuş. Önceden yağmur ormanıyken, kaplanlar dolaşırken şimdi gökdelenlerle dolu bir şehir olmasının götürüsü var tabii ki.

Buraya gelip de alışveriş ve müzelerden çok park ve bahçeleri gezmek isteyenlere üç önerim: Botanik Bahçesi, Gardens By The Bay, ve Çin ve Japon Bahçeleri (Chinese and Japanese Garden). Artık ben susayım da biraz fotoğraflar konuşsun.

img_6841
Gardens by the Bay, Flower Dome
baobab tree
Küçük Prens’te hatırlar mısınız, Küçük Prens her gün gezegenindeki baobab ağacını sökerdi, büyüyüp güle zarar vermesin diye. İşte o baobab ağacı bu.
japanese garden singapore
Japanese garden. Benim için burası cennetten bir köşe. Evime yürüme mesafesi olması bulunmaz bir nimet.
botanic gardens
Botanic Gardens. Yeşil resmen göz bozuyor 🙂
botanic symphony
Botanic Gardens’ta çimlerde oturup, piknik yaparken bedavaya dinleyebileceğiniz senfoni orkestrası konserleri.
chinese garden
Chinese Garden’da bisiklet qeyfi 🙂 Gerçi bulutlardan o keyfi birazdan donumuza kadar ıslatacak yağmurun takip edeceğini bilmiyorduk.
macritchie
MacRitchie Reservoir. Burası biraz uzak da olsa Singapur’un son korunan yağmur ormanı kesinlikle görülmeli.

İşte Singapur’da bir yıl böyle geçti. Ailemi, arkadaşlarımı, ODTÜ’yü özlesem de, burada hayat Türkiye’dekine oranla çok daha sakin ve stressizdi. İçime daha çok odaklanabildim, daha çok büyüyüp geliştiğimi hissettim.

Hiç tahmin etmediğim bakış açıları kazandım, Türkiye’de ve batı dünyasında norm olmuş birçok şeyin burada olmaması, bana aslında kültürün insanı nasıl da sarıp sarmaladığını gösterdi. Benim hiç sorgulamayıp eşyanın doğası kabul ettiğim bazı şeyler halbuki yalnızca kültürmüş.

Eğer geçici olarak da olsa uzak bir kültürü yaşama fırsatınız olursa, hiç çekinmeyin. Size çok fazla şey katacağına eminim. Turizm de çok güzel ve dünyaya bakışımızı değiştiriyor, ama yabancı bir ülkede yaşamak insana tahmin edemeyeceği deneyimler ve perspektifler kazandırıyor.

Bu uzuuun yazımın sonuna dek okuduysan sevgili okuyucu, bu aslında bir veda yazısıydı. Singapur’dan daha da uzaklara göç ediyoruz bu sefer. O da bir sonraki yazının konusu olsun :).

Singapur hakkındaki diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

singapurda yaşam singapur rehberi

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

15 thoughts on “Singapur’da Bir Sene

  1. Selam Pelin, yazıyı sonuna kadar okudum. Güzel bir özet olmuş teşekkür ederiz. Çok daha uzaklara gidiyoruz deyince aklıma direk Çin geldi nedense. Her nereye gidersen mutluluk da seninle gelsin. Genç olmak her seferinde yeni bir enerjiyle deneyimleme cesareti gösterebilmek biraz da.. Sevgiler

    Liked by 2 people

    1. Çin’den de uzak, Avustralya 😊 sanırım Çin, Avustralya’dan çok daha büyük bir cesaret gerektirirdi, çünkü Çince’yi öğrenmek gerçekten çok zor. Çok teşekkür ederim yorumunuz ve güzel düşünceleriniz için.

      Like

  2. Yazınız için çok teşekkür ederim, büyük keyifle okudum. Birkaç ay önce Singapur’a turist olarak geldim eşim ve 1bucuk yasında kızımla. Her yerde kamera olması bana çok ürkütücü gelmişti sanki herhangi bir kameranın görüş açısında olmazsam ummadığım bir olumsuzlukla karşılaşabileceğimi düşündürmüştü ki gerçekten de öyleymiş. Bu konudaki yorumunuz benim için daha da anlam kazandı. Düğünlük elbisenin altına veya takım elbisenin altına parmak arası terlik giyen insanlar çok çok dikkatimizi çekmişti bizim de. Tüm bunlara ek olarak, şehrin engelliler ve bebekli aileler için ne kadar iyi düzenlendiğini söyleyebilirim. Metroda engelli asansöründen inip tam önündeki kapıdan başka bir metroya aktardığınızda aynı kapıdan çıkarsanız yine engelli asansörüne denk geliyorsunuz örneğin. Bebek arabasıyla bu sebeple çok rahat ettik ve bunun getirdiği algıda seçicilikle farkettik ki şehirde elektrikli arabasıyla günlük hayatını sorunsuzca sürdürebilen çok sayıda yaşlı ve engelli var. Aynı durum yollarda da geçerli. Ayrıca avm konusu gitmeden önce okuduğum bir konuydu ama açıkçası görmeden idrak edememişiz. Avm’lerin başlangıcını ve bitişini ayırdetmek bile ayrı bir meziyet gerçekten. Size ve eşinize yeni hayatınızda Avustralya’da mutluluk ve huzur diliyorum. Oradan da güzel yazılarınızı bekliyoruz. Sevgiler

    Liked by 1 person

    1. Evet engelliler ve yaşlılar konusunda kesinlikle katılıyorum size. Ve hala da üzerine çok çalıştıkları bir konu, örnek almamız lazım 😊

      Like

  3. Çok tatlı ve bilgilendirici bir yazı olmuş elinize sağlık zevkle okudum. Ben de 2013 yazında 3 ay staj yapmıştım NTU’da. Kültür şoku gerçekten bir başka oluyor dediğiniz gibi. Heyecanlanıp ben de bir blog’a başlamıştım izlenimlerimi yazmak için ama sonra devamını getiremedim. Bir de en zorlandığım şey sıcak ve nem olmuştu yaz aylarında.

    Liked by 1 person

    1. O sıcak ve nem tüm sene boyunca devam ediyor, özlemeyeceğim tek şey bu olacak herhalde. Geceleri klima olmadan uyuyamamak çok kötü gerçekten.

      Like

  4. Merhaba Pelin,

    Öncelikle yazı çok güzel olmuş, keyifli bir şekilde okudum.

    Singapur’da nerede kaldın? apart & ev vs.

    Şimdiden teşekkürler

    Like

    1. Merhaba, biz ev kiralamıştık.

      Apart gibi bir sistem varsa da ben bilmiyorum, belki öğrenciler için olabilir. Onun dışında yabancılar Singapur’luların toplu konutlarında değil condolarda kalıyorlar genelde. Odasını kiralayan Singapur’lular da var.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.