Bu blogun başlamasının sebebinin, Marie Kondo ve ilk kitabı “Life-changing Magic of Tidying Up” (Derle Topla Rahatla, hâlâ bu çeviriyi sevemedim ya neyse) olduğunu düşünürsek, izlemekte biraz geç bile kaldım Marie Kondo’nun “Tidying Up” adlı yeni belgeselini. Dürüst olmak gerekirse biraz korkuyordum, çünkü bazen kitabını okuyup çok sevdiğim insanları kamera önünde seyredince aynı coşkuyu hissedemiyorum.

Fakat çok yanılmışım! Marie Kondo, bu belgeselle ona olan sevgimi ona, yüze katladı 🙂 Bir insan bu kadar mı sevecen, saygılı ve naif olur, gördüğü herkese ve her şeye sevgiyle yaklaşır. Her bölümün sonundaki o pozitif enerji ve neşe gerçekten benim neşemi de artırdı.

Belgesel yapımcılarını da tebrik etmek lazım. Genelde televizyon yapımları “kontrast satar” mantığıyla çekiliyor. Mesela kısa bir süreye kadar izlemekten zevk aldığım OCCleaners (Obsesif Kompülsif Temizlikçiler). Burada temizlik takıntısı olanlar ile, satın alma bağımlısı olan ya da istifçi olanlar bir araya getiriliyor. Sonuç bazen olumlu olsa da, genellikle İngilizce’de “shaming” denen, hem istifçinin, hem temizlikçinin uç yanlarıyla dalga geçen ve onları birbirine düşüren bir döngüden besleniyor bu tip realite şovları. Şimdi aşağıda Obsesif Kompülsif Temizlikçiler ve Tidying Up’tan birer sahne paylaşayım, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Sadece birkaç dakika izleyerek bile aradaki farkın ne kadar büyük olduğunu anlayabilirsiniz. Birisi direnç ve zorlamayla bir istifçiyi değiştirmeye çalışırken, diğerinde empati, anlayış ve en önemlisi, eğlence var. Her bölümün başında ev sahipleri biraz tedirgin, kendi istekleri dışında bir şeyin atılacağından korkuyorlar, ama Kondo onlara eşyalarıyla iletişim kurmayı, sevdiği eşyaları gerçekten sevip değer vermeyi, ama artık “neşe getirmeyen” eşyalara da, teşekkür edip veda etmeyi öğretiyor.

Nedir bu “neşe getirmek?”

Türkçe’ye neşe getirmek, İngilizce’ye spark joy olarak çevrilmiş bu kavramın Japonca karşılığı “tokimeku” ( ときめく ). Kelime anlamı aslında kalbin hızlı atması ve heyecanlanmak demekmiş. Sanırım 3. bölümde anlatıyor tokimeku’nun tam anlamını: Bir objeye dokunduğunda ve onu hissettiğinde, sanki bedenindeki her hücre ayağa kalkıyor, diyor. Mesela bir köpeği okşadığındaki his gibi. 🙂 32. saniyeye bakın Allah aşkına, böyle tatlı bir anlatış olamaz: Ting! Neşe getirmeyenler de dokununca böyle hissettirir diyor: Zıng!

Öyle çok sevdim ki bu belgeseli, minimalizme ilgi duymuyorsanız da, bu yazıyı sadece tesadüfen okuyorsanız bile eğlenmek için bu belgesel dizisini seyretmelisiniz.

Ama eğer izleyip de gerçekten evinizi düzene sokmaya karar verdiyseniz sadece bu belgesel yeterli olmaz, Kondo’nun diğer kitaplarını da okumanızı tavsiye ederim.

Spark Joy’u seyrettiniz mi? Siz ne düşünüyorsunuz?

2 comments on “Marie Kondo Belgeseli :)

  1. Izledim ve cok begendim 😊kitabini okumamis ama bir cok yerde ilgili yazilari okumustum ve denemeye baslamistim kesinlikle kullanisli bir metod yaratmis, izlemesi de eglenceliydi. Ozellikle eve ilk geldiginde saygisini ve sükürlerini belirtmesi ortami dinler gibi bir sure beklemesine cok saşırmıştım. Bizse çoğu zaman etrafımızdakileri farketmiyoruz canlı veya cansız 😊

    Liked by 2 people

    • Ben de evi selamlamasını çok sevdim. Kitaplarda bundan bahsettiğini hatırlayamadım. Kitaplarını kesinlikle tavsiye ediyorum 🙂

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: