hayat seyahat Türkçe

Avustralya’da İlk İki Ayımız: Brisbane

Avustralya'ya taşınalı iki ay oldu. Taşınma sürecimizi ve ilk izlenimlerimi okumak isterseniz buyrun:

Avustralya’ya taşınalı iki ay olmuş! Singapur’a taşındığımızda da tam iki ay sonra bir yazı yazmıştım, geleneği bozmayayım.

Brisbane

Şimdiye kadarki deneyimimiz Singapur’dan çok, çok daha farklı oldu, bunu söylemeliyim öncelikle.

Buraya gelmeden önce, Koray’ın da, benim de hissimiz “eve dönüş” şeklindeydi. Hiç görmediğim, neredeyse hiçbir fikrim olmayan bu kıtayı evim gibi görüyordum. Koray için ise durum biraz daha farklıydı, çünkü Koray küçüklüğünden beri gelmek istiyormuş Avustralya’ya. Mezun olduktan sonra da birkaç sene farklı şehirlerinde çalışmış Avustralya’nın. Her zaman da geri dönmek istiyordu. Durum buyken iş teklifi alınca, çok da fazla düşünmedik karar vermeden önce. Yani onun için gerçekten bir geri dönüştü, ama ben neden böyle hissediyorum bilmiyorum.

İki ay sonra da hala böyle hissediyorum. Gerçekten de Avustralya hakkındaki bilgim çok az. Çünkü burası inanılmaz zengin bir yerli kültürün üzerinde yükseliyor. Dünya yüzünde bugüne kadar yaşayan en eski kültür Aborijinlere ait.

Zaten burada bol bol zamanım olacağı için, Singapur’a gitmeden önce yaptığım araştırmaların hiçbirini yapmadım burada. Yavaş yavaş, sindire sindire öğreniyorum kültürü.

Avustralya’nın Neresindeyiz?

Biz Brisbane’a taşındık. Seçimin bizimle alakası yoktu tabii, ama seçim yapacak olsak ya Sydney ya da burası olacaktı. Brisbane olmasından dolayı mutluyum, çünkü iklimi ve insanları İzmir’e benziyor. Ne çok soğuk ne de Singapur gibi bunaltıcı sıcak. Büyürken alışkın olduğum bir iklim: hafif nemli (yani tropik iklimle karşılaştırınca hafif), kışları yağmurlu ve ılık geçen bir şehir.

University of Queensland

4 mevsim olmasına gerçekten minnettarım çünkü Singapur’da mevsimleri özlemiştik. Hiç üşümemek kulağa hoş gelse de, 4 mevsim döngüsünü yaşamazsan bir yıl geçtiğini anlamıyorsun. Her gün bir öncekinin aynısı gibi, Sims oynar gibi. Bir arkadaşım bu nedenle insanların şaşaalı doğum günü partileri yaptığını, Çin Yeni Yılı gibi kutlamaların önemli olduğunu söylemişti çünkü en azından bunlarla bir yılın geçtiğini hatırlatıcı etkinlikler yapmış oluyorlar. Düşünsene, geçen yaz diyemiyorsun, yaz diye bir şey yok, yaz tatili de yok. Okullar boyuna tatil oluyor ama on gün. Mağazalarda hem kışlık hem yazlık kıyafetler her zaman var (kışlıklar turistler ve seyahat edecek Singapurlular için).

Bedenim bu mevsim olayını hemen bir senede unutmuş. Bu yazıyı yazarken Güney Yarım Küre’de sonbahar başlıyor. Ama bana sanki hiç üşüyecekmişim gibi gelmiyor. Şimdi yemyeşil olan yapraklar sararacakmış gibi gelmiyor, gerçekten çok ilginç bir his. Sanki bu döngü olmadığı için gerçeklik hissinden kopmuşum gibi.

Brisbane City

Brisbane’ın şehir merkezine taşındık (Brisbane City). Bu aslında birçok kişinin ilk tercihi değil çünkü şehir merkezi çok kalabalık ve her milletten insan var. Özellikle uzak doğulular, dil kursuna gelenler merkezde yaşamayı tercih ediyor ki her yere yakın olsun. Biz de aslında tam bu yüzden tercih ettik şehir merkezini. Koray’ın iş yerine yürüyebileceği yerlere baktık ki ilk etapta araba almak zorunda kalmayalım. Toplu taşımanın sıkıntılarını anlatacağım aşağıda.

Fakat şehir merkezinde normal apartmanlar yok. Tüm binalar yüksek (en az otuz katlı) ve apart otel şeklinde. Yani binadaki bir kısım daire kiralık, bir kısım daire otel odası olarak işletiliyor. Bu yüzden de bizim komşular hep değişiyor, zaten altmış katlık binada komşu edinmek diye bir şeyi düşünmüyorsun.

Şehir merkezinden 2-3 km dışarı çıktığında, binaların yüksekliği anında 2-3 kata düşüyor.

Sol taraf Brisbane City, sağ taraf South Bank. Ortadan Brisbane nehri geçiyor, binaların yükseklik farkını görebilirsiniz.

Eğer ileride araba alırsak şehirden uzağa taşınmak, hatta müstakil bir eve taşınmak çok güzel olur tabii. Maddi açıdan merkezde bir daire tutmak ile şehirden biraz uzak bir mahallede müstakil ev tutma arasında neredeyse hiçbir fark yok. Ama araban yoksa sıçıyorsun çünkü toplu taşıma biraz karmaşık ve sıkıntılı.

Bu arada araba almak da nispeten ucuz. Mesela Mart ayı itibariyle sıfır Mazda 3 fiyatlarını karşılaştırdım (çünkü Mazda 3 bir sevdadır, anlayamazsınız * .Beni en büyük çeken o motorun yaptığı gürültü 🙂 ) TL’ye çevirdim.
Türkiye’de: 138.688 TL (1.5 sedan)
Singapur’da: 420.535 TL (ki Singapur’daki ucuz arabalardan :D) (1.5 sedan)
Avustralya’da: 86.538 TL (2.0 sedan, 1.5 yokmuş)

Alsam zaten sıfır araba almam ama, sıfır araba bile Türkiye’den çok daha ucuza geliyor. O nedenle aslında toplu taşıma saatleri çok sık değil.

Brisbane’da Toplu Taşıma

Üç farklı seçeneğiniz var: otobüs, tekne (ferry) ya da banliyö treni. Google Maps bu konuda can dostu. Daha önce gittiğimiz diğer ülkelerde cep telefonuna çok ihtiyaç duymamıştık, internet bile almamıştık çünkü bir yere gitmek için hangi numaraları otobüs ya da metroya binileceğini not alıp gidiyorduk.

Brisbane’da böyle olmuyor çünkü genelde A noktasından B noktasına (özellikle de şehir merkezinden) gitmenin milyon tane yolu oluyor. Mesela gitmek istediğin yere 5 tane otobüs var ve hepsi farklı duraklardan farklı saatlerde kalkıyor. Bazı caddelerde adım başı durak var ama hepsi başka bir otobüs için. Senin gideceğin yere giden iki otobüs farklı duraklardan kalkıyor olabilir ama sen yanlış durakta beklersen 40-50 dakika bekleyebilirsin. Hangi otobüsün önce geldiğini, ya da ferry veya trenle daha mı hızlı gidildiğini görmek için Google Maps kesinlikle gerekli.

Örnekle göstermem gerekirse:

Buraya dün ben ferry’yle gittim, 15 dakikada. Ama şimdi baktığımda bana ya trene bin, ya da otobüse diyor. Uygulama otobüsün şu an hangi durakta olduğunu tam zamanlı gösteriyor ki bu süper.

Ev Bulma

Koray geldiğimizin hemen ertesi günü çalışmaya başladığı için ev bulma işi bana kaldı. İlk iki hafta, yüze yakın ev gezdim. İlk başta hedefimiz, Singapur’da yaptığımız gibi eşyalı bir daire tutmaktı. Ama orada şansımız, eşyaların yeni olmasıydı. Burada eşyalı daireleri gezerken gerçekten çok kötü oldum, midem bulandı. Hele bazı insanların evlerini bıraktıkları haller gerçekten korkunçtu. Durum böyle olunca eşyasız ev tutmaya karar verdik. Fakat eşyaları seçmek, almak ve genel olarak yerleşmek epey bir vaktimizi aldı. İlk bir ay sürekli yeni bir şey almak ve ev düzenlemekle geçti.

Evimiz 1 yatak odası ve bir açık mutfaklı salondan ibaret. Gerçekten içimize sinen ve rahat edebileceğimiz bir ev oldu.

İş Bulma

Avustralya’da iş bulmanın zor olacağının bilinciydeydim, ama Singapur’da kolayca iş bulabilmem de beni cesaretlendirmişti. Yine de, dolu native speaker varken, anadili Türkçe olan birini neden İngilizce öğretmeni olarak işe alsınlar ki, diye de endişelerim yok değildi. Bu yüzden ilk bir ay neredeyse hiç bakmadım İngilizce öğretmenliği işlerine.

Garsonluk, baristalık, fırıncılık gibi iş ilanlarına baktım, hatta pastacılık, baristalık eğitimleri için bilgi aldım falan. Ama sonra fark ettim ki bu yapmak istediğim iş değil. Zaten girmek de çok zor, hepsi için buranın meslek yüksek okulu olan TAFE’den sertifika ya da diploma alman gerekiyor, ama bu eğitimler vatandaşlar için ucuz ve kredi imkanlı olsa da yabancılar için epey pahalı. Böyle bir yatırım yapacaksam tabii ki içime sinen bir şey olmasını isterim, ama hiç öyle değildi.

Sonra tekrardan iki iş bulma sitesi olan “seek.com.au” ve “indeed.com.au”dan deli gibi İngilizce öğretmenliği işlerine başvurmaya başladım. Bu arada Avustralya’da ilk ve orta öğretimde öğretmenlik yapabilmek için de bir sertifika almak gerekiyormuş. Bu sertifikayı alabilmek için de tüm diplomaların için denklik almak. Henüz bu işi tamamlamadığım için okullara değil, dil okullarına ve üniversitelere başvurdum sadece. Zaten okullar genellikle yabancı dil olarak İngilizce değil, edebiyat ve sosyal bilimlerle karışık İngilizce öğretecek öğretmenler arıyor. Yine iş bulursam dil okulu veya üniversite olur diye düşünüyorum, ama o sertifikayı da ne olur ne olmaz almak istiyorum.

İş başvuruları yaparken özel ders veren bir site buldum, ve oraya kaydoldum. Bir aydır o siteden bana ulaşan öğrencilere özel ders veriyorum. Burada da arz talepten fazla olduğu için, en düşük ücretleri verenler ders bulabiliyor, bu yüzden haftada en fazla 8 saat ders verebiliyorum.

Çok ilginç öğrencilerim oldu ve birebir ders vermek öğretmenlik mesleğini yeniden sevdirdi bana. Singapur’da hocanın yüzüne bakmayıp telefondaki dünyanın esiri olmuş öğrencilere ders vermek gerçekten çok anlamsız geliyordu. Şimdiyse ders verdiğim öğrenciler hem farklı ülkelerden, hem de farklı amaçlarla ulaşıyorlar bana. Avustralyalı İngilizce öğretmeni var mesela bir öğrencim, CELTA yapıyor ve ödevlerine yardım ediyorum. Başka bir öğrencim buraya yeni transfer olmuş Fiji’li bir rugby oyuncusu. IELTS öğrencilerim oldu Malezya ve Arjantin’den. Hem öğretip hem de onların kültürünü öğrenmek gerçekten çok zevkli. Hatta bu işten insani bir miktar kazansam ve devamlılığı olacağını bilsem, böyle serbest meslek devam ederdim. Fakat şu an kazandığım para bizim evin kirasını bile ödemiyor 🙂

Bu arada yirmiden fazla okula başvurdum ve henüz hiçbiri dönmedi 🙂 Eğer Haziran’a kadar böyle olursa bu sefer bir alan seçip yüksek lisans yapmaya karar vereceğim. İş bulmak gerçekten de zormuş, hele de Avustralya eğitimi veya deneyimi yoksa. Buraya iş bulmadan, PR’la vs gelecek olanlara tavsiyem, eğitimleri için bir miktar para harcamaya hazırlıklı olmak.

Avustralya İngilizcesi (Aussie English)

Gelelim en sevdiğim kısma 🙂 Singapur yazılarında da Singlish’ten çokça bahsetmiştim, ama Singlish dinlemesi çok keyifli bir diyalekt değil benim için. Fakat Aussie English gerçekten çok eğlenceli- tabii bir o kadar da zor. İş bulma sürecinde de buraya gelen birçok göçmenin önündeki engellerden biri.

Amerika ya da Britanya kadar geniş bir aksan çeşitliliği yok Avustralya’da. Aksanlar 3 başlık altına toplanıyor: Standard, geniş ve sofistike diye çevirebiliriz. Aşağıda çok sevdiğim bir youtube kanalı olan Aussie English’ten bu üç aksanın örneklerini dinleyebilirsiniz. Ayrıca Avustralya’ya taşınmayı düşünüyorsanız gelmeden önce standart aksana alışmak için bu adamın videolarını hatmedin 🙂

Genelde benim Brisbane’da tecrübem şu şekilde oldu: Okulda uzun süre geçirmiş, profesyonel bir işi olanlar, TV sunucusu olanlar vs. çoğunlukla standart aksanı konuşuyor. Ama çoğunlukla diyorum, mesela Singapur’daki müdürüm de Aussie’ydi, o geniş aksanla konuşuyordu.

Sokakta tesadüfen konuştuğum insanların neredeyse hepsi geniş aksana sahip. Türkiye’deki gibi Aydın aksanı, Adana aksanı diye bir şey de yok, eğer biraz kırsalda büyüdüysen geniş aksan konuşuyorsun genelde.

Bu arada şunu da söylemem lazım, burada “chit chat”, yani Türkiye’de de otobüste, asansörde teyzeler amcalar hemen seninle konuşur ya, çok yaygın. Ama bizde niyeyse gençler bunu sevmiyor. Benim Brisbane’daki tecrübem, herkesin hemen her konuda konuşmaya başlayabilmesi. Sokak olur, otobüs durağı, kırmızı ışık, mağaza hiç fark etmiyor. Bu konuşmalarda da daha çok şu aksanı duyuyorsunuz (geniş aksan):

Bu arkadaş buranın evlilik programında çok sevilen, Queensland’li bir çiftçi. Bu adamın konuşmasını ve espri anlayışını o kadar seviyorlar ki, şimdi programdan çıktı ama herkes kendi şovunu yapsın diyor. Şu klipten ne kadarını anlıyorsun diye sorun, valla çoğunu anlamıyorum 🙂 Günlük hayatta da böyleyim, anlamazsam ortaya karışık bir cevap veriyorum insanlarla konuşurken.

Kültür-Doğa vs.

Her ne kadar Brisbane şehir merkezi bir iki park ve gökdelenlerden ibaretse de, hemen beş on km sonra sayısız milli park, bedava müzeler, çocuklarla yapılabilecek zilyon tane aktivite, bedava konserler bulabiliyorsunuz.

View this post on Instagram

Neden bilmem, parkları takdir etmeye 25 yaşımdan sonra başladım ben, ama tam anlamıyla başka ülkelerde anladım, bizim ülkemizde neyin eksik olduğunu. Nefes alacak yerimiz yok ki. 🌲 Ve belki de her ODTÜlünün kampüsü evi gibi hissetmesini sağlayan şey, yeşilin, hayatın her yerden fışkırması. Betonların içinde büyümüş çocuklar olan bizler, bunun ne büyük bir nimet olduğunu belki dillendiremesek de anlıyorduk. O yüzden mezun olurken hüngür hüngür ağlıyorduk o kadar, çünkü Türkiye'de böyle bir evimiz olmayacaktı bir daha. O yüzden yapılan her yola şiddetle karşı çıkıyorduk, çünkü nefes almamız engelleniyordu. O yüzden vardı Gezi direnişi, ve nedenini iktidar hâlâ anlayamadı. 🌲 Başka bir dünyanın mümkün olduğunu, bizim taleplerimizin hiç de yersiz olmadığını, şehir ve yeşilin bir arada çok da güzel gidebildiğini gördüm gittiğim çoğu ülkede. Roma Street Parklands de bu yerlerden biri. Demir yolu arazisi boşa çıktığında, doğaya gönül vermiş bir biyolog sayesinde 2003'te inşa edilmiş bu park. Hem kuşlar ve kertenkeleler özgürce hareket ediyor, hem çocuklar. Çiçekler ise coşuyor da coşuyor. Zaten sen de coşuyorsun doğal olarak. Ve tüm bunlar gökdelenlerin 100 metre ilerisinde oluyor. 🌲 Queensland’in şehir parklarına bu kadar heyecanlanmam Avustralyalıları biraz şaşırtıyor çünkü şehirden bir iki saat uzaklıktaki milli parklar yanında buralar hiçmiş. Benimkisi görmemişin parkı olmuş tutmuş her gün gitmiş misali 🙂 🌲 Böyle yerlerin, ülkemizde de, kentlerin merkezinde kurulmasını can-ı gönülden diliyorum. Ya da en azından olanlar yıkılmasın…

A post shared by Minimalist Günlük- Pelin (@minimalistgunluk) on

Avustralya’ya yerleşip Aborijin kültürünün içine edenler birkaç yüz yıl sonra verdikleri doğa ve kültür tahribatını anlamış gözüküyor. O dönemlerde gerçekten büyük zulümler yaşanmış. Avustralya tarihi ve yerlilerle ilgili daha çok okudukça paylaşacağım.

O yüzden artık hem yerli kültürü hem de doğayı ve ekosistemi korumak için ciddi çaba sarf ediyorlar. Burada yaşayanların en büyük avantajı bence o el değmemiş yerlere bu kadar yakın olabilmek. Bunu nasıl anlatırım bilmiyorum ama bana çok ilginç geliyor. Belki de Anadolu’da doğduğum için.

Anadolu da Avustralya gibi dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Ama bizim topraklarımızda tarım devrimiyle beraber yerleşik hayata geçiş, onca dev uygarlık (düşünsenize, Sümerler, Yunanlar, Romalılar, Osmanlılar ve daha birçok küçük topluluk) Anadolu’nun her karış toprağında bir iz bırakmış. Her yer tarih ve geçmişin izleri ve kanlı tarihi ile dolu. Doğa insana uyum sağlamak zorunda kalmış Anadolu’da. Ve bizim toprakların enerjisi onca yaşanmışlıktan dolayı gerçekten ağır.

Ama Avustralya’da bin yıllardır insan doğaya uyumlu ve saygılı yaşamış. Bu topraklar Avrupa’dan gelen kaşiflere kadar büyük kanlı savaşlar görmemiş. Buranın insanları kozmolojik ve mitolojik bir hayat sürmüşler, gerçeklikleri buymuş. Politika yok, toprak kavgası yok, o yüzden çok farklı bir enerji olarak geliyor bana, hem kadim, hem de taze. Tabii son iki yüz yıl çok değiştirmiş kıtayı, ama yine de okyanustan uzaklaşıldığında, kıtanın içlerinde bozulmayan yerler çokmuş. Bir gün görmek nasip olur umarım.

Görmeyi en çok istediğim yerlerden, Ayers Kayası (Uluru). Aborijin mitlerinde büyük yeri olan, bazı sırları ve önemi hala tam anlaşılamamış, dünyanın en büyük kaya parçası.

Zaman Kavramı

Son olarak zaman kavramına değinmek istiyorum burada. Türkiye’de de, Singapur’da da çok hızlı bir hayat yaşadık. Yani hep bir yerden bir yere koşuşturmaca, işleri hızlı halletmece… Ama buradaki gözlemim çok farklı oldu. Bu belki de bana göre böyledir sadece, her şey burada çok yavaş ilerliyor. Ev bulmamız yavaş oldu örneğin. Yani bize göre 🙂 Bir haftada evi bulduk, ikinci haftanın sonunda taşındık. Buradaki insanlara göre bu süper hızlı bir süreç çünkü aylarca ev aradıkları oluyormuş.

İş bulmak da aynı şekilde. Ben iki aydır hiç kimseden geri dönüt almadım diye biraz hayal kırıklığına uğruyorum ama, aslında burada iş bulma süreci de çook yavaş ilerliyormuş. İnsanların e-mail ve mesajlara geri dönme süreci de günler sürebiliyor. Gelmeden önce en iyi tavsiyenin insanları telefonla aramak olduğunu okumuştum ve doğru, telefonla arayınca işler daha hızlı hallediliyor kesinlikle, bazen yüz yüze görüşmekten bile hızlı.

Yeni hayatımız hakkında şimdilik bu kadar. Avustralya ve Brisbane hakkında yaşadıkça ve öğrendikçe yazmaya devam edeceğim. Bu arada Avustralya’da ya da Brisbane’da yaşam, çalışma veya eğitim ile ilgili sorularınız olursa yorumlarda benimle paylaşabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Advertisements

6 comments on “Avustralya’da İlk İki Ayımız: Brisbane

  1. rusyena

    aborijinlerle ilgili postları merakla bekleyeceğim… 🙂

    Liked by 2 people

  2. Cigdem ulker

    Cok güzeldi bayıldım
    Güzel gözlerinden operim Pelincim

    Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

    Liked by 2 people

  3. Hayırlı uğurlu olsun, biz de Avustralya’da 2 sene kalmıştık, Perth’te 🙂 Sevimli bir ülke ama özellikle batı yakası bir süre sonra kültürel, sanatsal ve özellikle de “tarihi” anlamda bize yetmemeye başladı ve Avrupa’ya geri döndük. Şimdi 7 senedir buradayız ve evde hissediyorum gerçekten de 🙂 Bu arada Avustralya’dan Fiji’ye ve çevre adalara ülkelere çok ucuz biletler oluyor, o nedenle biz mesela Fiji’de evlenmiştik, muhteşem yerler, zaman bulursanız bol bol gezmenizi tavsiye ederim!

    Liked by 2 people

  4. İlgiyle okudum . Başka başka insanlar, kültürler, coğrafya , sosyal yaşam ; kısaca konusu insan olan yazılar çok ilgimi çeker zaten . Devamını sabırsızlıkla bekliyorum , teşekkürler!

    Liked by 2 people

  5. Harika bir yazı! oldukça ilham verici olmuş! Avustralya, hakkında oldukça az bilgiye sahip olduğum ama gezmek için hep aklımın bir köşesinde olan bir ülke. Bu ülke hakkındaki tavsiyelerinizi bu sebeple benim için çok değerli 🙂

    Liked by 2 people

  6. Pingback: 52 Küçük Değişiklik 45. Hafta: Bir Guru Ol – minimalist günlük.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: