52 Küçük Değişiklik 45. Hafta: Bir Guru Ol

Hayata hepimizin katabileceği bir değer var. Siz nasıl bir değer katmayı seçiyorsunuz?

Bu haftanın küçük değişikliği, yeteneklerimizi, bildiklerimizi, tecrübelerimizi aktarmak. Bir mentor, bir guru olmak. Guru deyince sevgili John Lennon’ı da analım, yazmış olduğu en güzel şarkılardan biriyle (Jai Guru Deva -guru’ma teşekkürler- der nakaratında hatırlarsanız):

52 Small Changes for the Mind (Zihin İçin 52 küçük değişiklik) kitabından her hafta bir değişiklik uyguluyorum. Artık yavaş yavaş sonlara geliyoruz. Bu haftanın değişikliğini aslında birkaç hafta erteledim, çünkü bana nasıl bir faydası olacağını göremedim.

Sonra böyle düşünmemin sebebinin mesleğim olduğunu fark ettim. 8 yıl tam zamanlı öğretmenlik yapmak, mesleki deformasyona sebep olmuş biraz. Öğretmen arkadaşlarımla konuştuğumda bu mesleki deformasyonun iki gruba ayrıldığını fark ettim: Birinci grupta öğretmenliği bir yaşam tarzı haline getirip özel hayatında da benzer bir üslupta yaşayanlar oluyor. Hatta bu bazen geri tepip, ben senin öğrencin değilim, gibi cevaplar almalarına sebep olabiliyor. İkinci grup ise okulda yeterince öğretmencilik oynamaktan bıktıkları için, tüm o okul gürültüsünü dengeleyebilmek için, günlük hayatlarında daha sessiz ve sakin oluyor, hatta bu da bazen, bu nasıl öğretmen, asosyal öğretmen mi olur, şeklinde yorumlara yol açıyor.

Ben sanırım bazen birinci, bazen ikinci grupta oluyorum. Düşününce hayatımın üçte ikisi öğretmenlik mesleğine adanmış görünüyor. 13 yaşında öğretmen lisesine başladığım zamandan beri toplumun öncüleri olduğumuz aşılandı bize, belki gençliğimizi yaşamamıza engel olacak kadar. Öğrenme ve öğretme konusundaki görüşlerim her geçen sene olgunlaştı, değişti. Mesleğimi bırakıp başka mesleklere yönelmeyi de çok düşündüm, ama fark ettim ki, ne yapmak istersem isteyeyim, ucu yine mentor olmaya, yeteneklerimi, tecrübemi aktarmaya dönüyor. Sanırım bu benim için bir hayat tarzı haline gelmiş durumda, ve belki de bundan kaçmak yerine kabullenmek benim için daha iyi bir seçenek.

Fakat şu anlayışa da kavuştum: Öğrenmeye hazır olanın hocası karşısında belirir derler ya, işte öğrenmeye hazır olanlarla çalışmak istiyorum artık. Bu yüzden okulda öğretmenlik yapmak beni böyle strese sokuyor, ve hatta öğrenmenin ve öğretmenliğin okula sıkışmış olması da çok stresli bir durum. Sokrates gibi sokaklarda dolaşsam öğrencilerimle mesela 🙂

Fakat bir yandan da öğretmekle ilgili en çok sevdiğim şey, normalde karşılaşma imkanım olmayan insanlarla beni bir araya getirmesi. Ben daha çok öğreniyorum gibi geliyor. Son yazımda, Brisbane’da özel ders vermeye başladığımı anlatmıştım. Bu konuda beni en çok heyecanlandıran şey farklı kültürlerden insanları tanımak oldu. Bu gerçekten çok eğlenceli ve benim için çok da eğitici oldu aslında.

Bir şeyler öğretmenin en büyük dönütü kendin ve dünya hakkında, insan ve psikoloji hakkında bir dolu şey öğrenmek olmalı. Bu yüzden bu hafta sizi, meslek tanımınızda öğretmek olmasa da öğretmeyi ya da mentorluğu, akıl hocalığını tadabileceğiniz bir deneyim aramaya davet ediyorum.

Ben de bu hafta göçmenlere ve yerli Avustralyalılara yönelik gönüllü öğretmenlik programlarına başvuracağım. Daha önce de bahsettiğim gibi Avustralya’da (en azından benim için) her şey çok yavaş işliyor. İş bulma sürecimde de kendime ve diğer insanlara ne kadar katkı sağlarsam o kadar iyi.

Aynı şekilde blog yazmak da “guru”luğun bir formu aslında. Maddi dönütü olmasa da manevi dönütü oldukça yüksek olan bir uğraş benim için blog yazmak. Buradan ve instagram’dan aldığım güzel yorumlar da daha çok yazmam ve paylaşmam için teşvik ediyor beni. Eskiden bir konuda yazı yazmak için o konunun uzmanı olmak gerektiğini düşünürdüm, ama blog yazarlığı bana şunu öğretti: Yazmak aslında en etkili öğrenme şekli. Uzmanmış numarası yapmaktansa sizin de “sokaktaki insan” olduğunuzu göstermeniz çok daha iyi bir iletişim şekli. Bu yüzden arada bir “acaba ben de blog yazmaya, youtube kanalı açmaya mı başlasam” diye düşünüyorsanız, yapın, pişman olmayacaksınız.

Vermenin ve Guruluğun Karanlık Yüzü

Geçen hafta öğrencimle yaptığım okuma parçası Mark Twain’in şu sözüyle açılıyordu:

It’s better to give than receive- especially advice.
Vermek almaktan daha iyidir- özellikle tavsiyeyi.

Mark Twain

Vermenin karanlık yüzünün olduğuna kesinlikle katılıyorum. Bazı insanlar gerçekten vermekten arsızlaşıyor ve bunu bir kişisel reklam malzemesi haline getiriyor. Yardım ettiği, elinden tutup başarılı yaptığı insanları anlata anlata bitiremeyen insanlar örneğin… Vermek insanın egosunu gerçekten çok büyütüyor, çok dikkatli olmak lazım. Kimseye anlatmasak bile, içimizden geçen şu ses bile ego’nun sesi: Ne iyi yaptım, yardım ettim, ben iyi bir insanım. Zaten yaptığımız her iyiliği ve kötülüğü kendimize yapıyoruz, bu bir gerçek, ama kendimizi iyi hissetmek için yapılan iyilik bizi egonun kölesi haline getiriyor. Sonra almaktan da korkar hale geliyoruz, çünkü ego bizi öyle bir guru seviyesine getiriyor ki, sadece biz akıl veririz, alamayız seviyesine geliyoruz.

Kendim dahil birçok insanda görüyorum bunu. Madem ki düaliteden ibaret bir dünyadayız, şimdiye kadar hep aldıysak, vererek, hep verdiysek, alarak dengelememiz lazım kendimizi. Dengenin olmadığı yerde kendi düzenimiz şaşıyor. Bu hafta bunu biraz gözlemleyelim kendimizde, ama objektif olarak. Dengeye yaklaşmaya çalışalım.

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Faydalandığım Kaynaklar:

Blumenthal, B. (2015). 52 small changes for the mind: Improve memory, minimize stress, increase productivity, boost happiness

3 thoughts on “52 Küçük Değişiklik 45. Hafta: Bir Guru Ol

  1. Çok güzel bir yazı olmuş, teşekkür ederim 🙂 Vermekle ilgili yazdıklarınız çok güzeldi. Bundan 5-6 yıl önce bu konuda kendimi çok sorgulamıştım. Benim vermekte sorunum yoktu ama biri bana bir şey verince almakta zorlanıyordum. Vermenin iyi bir şey olduğunu bildiğim için eskiden bunu hiç düşünmemiştim. Sonra şunu fark ettim; birinin verdiğini sevinçle almak da çok önemli. Bir insan aldıklarından hoşnutsa (madden veya manen aldıkları), zaten verirken daha zerafetle ve doğal verebilir. Bunu anlayınca aldıklarıma tepkimi daha çok incelemiştim ve memnun olmuştum. Sevgiler.

    Liked by 1 person

    1. Çok teşekkür ederim 🙂 Ben de vermek ve almak konusunda böyle hissediyorum küçüklüğümden beri. Bir ay önce de deşmiştim bu konuyu, bu yazıda yazmıştım: https://minimalistgunluk.com/2019/02/18/sos/
      Verileni sevinçle almak ve minnettar olmak gerçekten çok çok önemli. Yapılan iltifatlara bile güzel teşekkür edemiyorum bazen, bu konuda öğrenmem gereken çok şey var. 🙂

      Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.