Kış Gardrobu, Kazaklar, Şükran

Yazın başında bir yaz gardrobu yazısı yazmıştım, 40 parçadan oluşan.

Kış gardrobu oluşturmaya yeltenince elimde şöyle bir sonuç çıktı:

IMG_5851.JPG

İçinde 21 parça var (botlardan biri gidici gibi). Ancak bu liste aksesuarları (takı zaten pek takmıyorum ama kastettiğim atkı- bere vs), yaz gardrobumda olan kotlar, tişörtler ve evlik giysileri içermiyor. Onlarla 30’u buluruz herhalde. Ama bugün kazak çekmecemden bahsetmek istiyorum.

IMG_5841.JPG
kazak (ve sweatshirt) çekmecem.

Bu çekmeceyi her açtığımda şükranla doluyorum, beni çok mutlu ediyor. Neden mi?

Doğum günüm kış aylarında olduğu için sevdiklerimin aklına ilk kazak almak geliyor herhalde. Bu nedenle bu çekmecedeki kazakların yeşil ve kalın olanı hariç hepsi hediye. En eskisi annem ve kardeşimin hediyesi, siyah ve gri olan: 2006 yılından. Üniversitedeki ilk yılımda kargo ile göndermişlerdi. Beni gerçekten çok mutlu etmişti bu hediye, tepe tepe kullandım ama eskimedi, bir de önü arkasına çevrilerek yalnızca siyah kazak da olabiliyor. Tam minimalist işi 🙂

Diğerleri ise arkadaşlarımdan, eşimden ve yine kardeşimden hediye. Bu çekmeceye her baktığımda ve bu kazakları her giydiğimde sevdiğim insanları hatırlıyor, benim zevkimi ne kadar iyi bildiklerini görerek mutlu oluyorum. Gerçekten hayatımda bu kadar güzel insanlar olduğu için minnettarım.

Tabii bana bunları hediye etmeselerdi de onlara minnettar olacaktım, bu kazaklar eskiyip onlara veda ettiğimde de olacağım. Hatta dolabımı gereksiz giysilerle doldurmadığımdan, bunları doya doya giyebildiğimden veda etme vakti geldiğinde de, bunlar hediyeydi, bırakamam demek yerine; güzel güzel kullandım, artık kullanma sırası başkalarında diyebileceğim. Yine de her sabah çekmeceden bir kazak çıkarıp giyerken güzel düşüncelerle dolmak enerji veriyor insana.

Bu arada kazakları geçenlerde paylaştığım videodaki gibi katladım. İlk defa açılmadan, kırışmadan rahatça muhafaza edebiliyorum. Tavsiye ederim.

Sizin de hayatınızda simgesel olarak şükran duyduğunuz objeler var mı?

Reklamlar

6 İlginç Katlama Tekniği- 6 Interesting Folding Techniques

İnternette dolanırken bolca olan “life hack” videolarından birine rastladım. İlk iki teknik özellikle hoşuma gitti, Konmari metoduyla katlanan kazak ve kotlarda tam verim sağlayamamıştım çünkü, yine mağaza modu katlamaya geri dönmüştüm. Denemeye değer.

While browsing the net I came across one of those “life hack” videos that teach you how to fold. I especially liked the first two, as I didn’t find Konmari method efficient in folding sweaters and jeans. Gotta give it a try.

40 Parçalık Yaz Gardırobum: Kapsül Gardırop 2

img_1449

Bu satırları yazarken evet ve hayır başa baş gidiyor, biraz da stres atmak için yazıyorum sanırım bu yazıyı. Son iki haftadır neredeyse hiç açmadım televizyonu, meydanlarda bağırıp oy dilenenler hiç dayanamadığım, içler acısı bulduğum bir manzara. Billboard’lara, afişlere gözümüzü yumamasak da televizyon izlememeyi seçebiliyoruz. Tabii bugün, merakımızdan hepimizin açık televizyonu. Ben yalnızca görüntüyü açtım bu sefer, bu aralar Twenty One Pilots dinlemek iyi geliyor, onları dinliyorum. Karamsarlıkları iyi geliyor herhalde. Şu Facebook’tan da bir kurtulsam aslında, daha üretken olacağım ama, kısmet diyelim.

Bir kapsül gardırop yaratmak istiyor ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, daha önce yazdığım Daha Az Kıyafetle Yaşamak ve Kapsül Gardırop-1: Nereden Başlayacağım yazılarına göz atabilirsiniz.

Aslında bahar ve yaz gardırobum az çok belliydi ama hem kayıt altına almak, hem de böyle bir gardırop oluşturmak isteyenler için örnek oluştursun diye yazıyorum bu yazıyı. Bir de insan yazınca daha iyi motive oluyor, kendinize bile olsa, yazın. 🙂

Bu yaz çok azaltma yapmama gerek olmadı, yaz sonunda birkaç parçaya veda etmiştim, bu sefer de iki tişörtü emekliye ayırıp evlik yaptım, iki tane çok büyük geldiğini fark ettiğim bluz oldu, onları da kayınvalidem çok beğendi ona verdim.  Genel olarak sezonluk değil, genelgeçer modayla ilgilendiğim için, modası geçti diye atmam gereken hiçbir şey olmadı. Sizin böyle kategoride giysileriniz varsa onları dolabın dibine gömmektense bağışlamayı deneyebilirsiniz. Örneğin bu sene öğrencilerde hiç neon renkler görmüyorum, sanırım modası geçti onların. 🙂

Geçen yazdan beri aldığım parçalara bakarsak; üç basic tişört ekledim, Zara’nın tişörtleri hem uygun fiyatlı (20 TL), hem de kaliteli geldi bana bu sene. Sezondan sezona çok değiştiği için özellikle içeriği hep takip etmek lazım. Bu senekiler %90 pamuk, %10 elastan içeriğe sahipler. Terletmiyor, kesimleri de rahat ama erkeksi değil.

Bluzlarım aynı kaldı, bu grup genelde polyester kumaş olduğu için rahat rahat bozulmuyor. En alttaki 4 yıllık sanırım.

img_1452
Minimalistler renksiz olur diyenlere, renk renk, çeşit çeşit 🙂

Pantolonlara bir Levi’s kot daha ekledim. Kaliteli olsun üç kuruş fazla olsun diyorum artık, Levi’s’ın mavi kotlarının kalitesini gerçekten beğeniyorum, indirim dönemlerinde çok iyi fiyata da alınabiliyor (listemdeki kotlarının birini 120, diğerini 65 TL’ye aldım). Fakat bu markanın  da eşime aldığımız gri kot pantolonu bir-iki yıkamadan sonra tüylendi. Artık kaliteli marka kalmadı be azizim. 400 lira verip D&G, G-Star mı alalım?!

Son olarak da eşimin yurtdışından aldığı Sketcher’s yürüyüş ayakkabısı eklendi listeye. Sanırım buradan asla alacağım bir marka değil, 250 lira benim için yüksek bir rakam. Ama yurtdışında fiyatlar neredeyse yarı yarıya, iyi ki de almış diyorum çünkü gerçekten çok rahat. Onun dışında her gün koşarmışçasına aldığım Reebok koşu ayakkabılarım ve ayda bir gün bile giysem tarzına bayıldığım siyah süet ayakkabılarımı da çok seviyorum. Rahatlık timsali bu üç ayakkabım da.

img_1451

Tüm parçaları topladığımda, 37 parça ediyor. Ama ben illa ki bir iki şeyi unutmuşumdur diye 40 diyorum.

Kıyafetlerimi dolabımda nasıl düzenlediğime gelirsek;

Düzen gerçekten çok önemli bir konu. Benim kadar düzensiz bir insan bile bunun önemli olduğunu söylüyorsa bana güvenin. 🙂 Giysiler az bile olsa düzen ve tertip şart. Ben kendi giysilerimi şöyle düzenledim: Elbiseler, bluzlar, hırkalar ve kırışan tişörtler askıda (hatta askıda kurutuyorum bunları, ütülemesi çok kolay oluyor.)

img_1453
Kışlık ve yazlık bluzler dolabın bu kısmında. Sol tarafta ise eşim ve benim ağır kabanlarımız, elbiselerimiz vs. duruyor. Tabii sol taraf buradan daha sıkış tepiş. Eşim tişörtleri asmayı sevmediği için onunkiler çekmecede.

Kırışmayan, evde ve sporda giyilen tişörtler ve kışlık kazaklar ise çekmecede katlı bir şekilde duruyor. Konmari’nin öğrettiği şekilde, şöyle katlıyorum tişörtleri ve kazakları:

Konmari diyor ki: sevgiyle katlarsanız buruşmaz. ❤

Bu da kitabından bir görsel:

marie-kondo-fold-short-sleeve-shirt-konmari-spark-joy-768x997

Şöyle size güzel kombinler yapıp fotoğrafını çekmek istedim. Sonra fark ettim ki bu listedeki her pantolon, her üstle ve her aksesuarla kombinlenebiliyor. Sanırım en güzel yanı da bu kapsül gardıropların. Bir parça temiz değilse, buruşuksa diğeriyle çok rahat yer değiştirebiliyor. Sanırım tek özel parça bu konuda şalvar pantolon. Onu genellikle süet ayakkabı ya da Birkenstock ve siyah çiçek baskılı bluz ile giyiyorum, diğerleri olmuyor.

Son olarak, zannedilmesin ki acayip düzenli bir insanım. Bu yazıyı son derece dağınık L koltuğumun, şu an boşta kalan tek yerinde yazıyorum. Sanırım bir çalışma masasına ihtiyacım var, zira şu an evdeki tek masa yemek masası. Bir gün defter kitap işinde minimalist olabilirsem Nirvana’ya ulaşacağım sanırım.

Biraz da şu seçim gecesinin stresini atmak, daha hafif şeyler hakkında düşünmek için yazdım bu yazıyı. Umarım yarın sabah daha huzurlu ve daha özgür bir Türkiye’ye uyanırız, tek dileğim bu.

Nereden Başlayacağım? Kapsül Gardırop 1

Eğer minimalizm kavramı sizi de heyecanlandırıyorsa, ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız, doğru cevap gardırobunuz. Azaltma işine kıyafetlerden başlamanın çok büyük avantajı var. İlk olarak insan bazı şeylerden nasıl kolay vazgeçilebileceğini görüyor. Aynı zamanda da en basit yaşayanımızın bile ne denli istifçi olduğunu… Ve de yıllar içinde ne kadar saçma tarzlar denediğini, bazılarına tutunduğunu. Bunları görmek insana diğer alanları da sadeleştirmek için büyük bir motivasyon veriyor.

 

Peki Nasıl Başlayacağım?

Aslında şimdi bu işin tam sırası. Ankara’da hala kış gibi hissedilse de, bahar geliyor. Güneydeyseniz belki montları çıkardınız bile. 🙂 Tavsiyem, ilk olarak kışlıkları elden geçirin.

Derle Topla Rahatla kitabının yazarı  canım Marie Kondo şöyle bir yöntem öneriyor:

 İlk olarak ne kadar giysiniz varsa yatağınızın üzerine atın.

Diyor ki bu işi bir kerede yapmanız lazım. Bu bir kere 6 ay da sürebilir, bir gün de. Azimli olmak, vazgeçmemek, kaytarmamak bu işin anahtarı. Ben diyorum ki, belki tüm giysiler fazla gelebilir. Kışlıklardan başlayın, seneyi düşünerek. Tüm kışlıkları yatağınızın üzerine atın. Eğer askıdaysa askıları çıkarın.

Ara not: Lütfen -sakın- aile bireyleriniz adına karar vermeyiniz. Bu iş felaketle sonuçlanabilir. Burada bahsettiğimiz 2 yaşındaki çocuğunuz, eşiniz yahut anne-babanız olabilir. Herkesin eşyaya verdiği değer farklıdır. Onun yerine siz karar veremezsiniz. Zaten bu işin ne kadar rahatlayıcı olduğunu gördüğü an o da size katılacaktır (bizde öyle oldu).

Şimdi bunları üç büyük grup halinde toplayacağız.

  1. Çöp: Bence neden bahsettiğimi çok iyi biliyorsunuz. Yıllar önce alınmış, her tarafından yırtılmış, delinmiş, pamuklanmış, lekeli. “Ama Beymen Outlet’ten çok uygun fiyata aldım!” “Ben ona yurtdışında kaç avro verdim!” Tamam da, çıkmayacak şekilde lekelenmiş! Artık onun ne sana ne bana faydası var. Eğer giyilemeyecek durumdaysa çöp olmaya mahkumdur. Ben örneğin bugün beyaz bir kazağıma, ne kadar sevsem de, üzerindeki  lekeleri çıkaramadığım için, ve bir de yeleğime, yapay kürk ve yapay deri bu yelek ama deri ve kürk kısmı ayrıştığı için, veda ettim.
    • Çöpe atmayayım, kıyamam derseniz, H&M’e bir torba kıyafet, bez vb. götürüp 10 TL’lik hediye çeki alabilirsiniz, ne kadar yıpranmış olduğu önemli değil. Eğer çok kaliteli bir kumaş ama bir kısmı lekeli/delik vb ise etrafınızda dikiş bilen bir insana kumaşı kullanıp kullanmak istemediğini sorabilirsiniz. Eskinin kalitesinde kumaş artık üretilmediği için üzerine atlayabilirler. 🙂
  2. Bağışla/Sat: Bu grupta da bir zamanlar çok sevdiğimiz, hala giyilebilecek kıvamda olan ama ya beden, ya tarz (ya da benim gibi üniversite yıllarından giysiler sakladıysanız ne beden ne tarz) olarak giyemeyeceğiniz giysilerden bahsediyorum. Bu işleri parayla yapan bir arkadaş müşterilerine şu soruyu soruyormuş: eski sevgilini sokakta bu kıyafetle görseydin utanır mıydın harika mı hissederdin? İşte gardırobumuz sadece harika hissedeceğimiz giysilerle dolu olmalı. Diğerleri ise ya bağışlanmalı ya da çöp olmalı. 17359432_1663796540583030_6853562740985174371_o
    • Nereye bağışlayacağım diyorsanız seçenek çok. Ben çoğu zaman Ankara Çiğdem Mahallesi’nin Çiğdemim Derneği’ne bağışlıyorum, bu bir mahalle dayanışma derneği. İhtiyaç sahiplerini bulup ulaştırıyorlar.
    • Kızılay’ın ya da belediyelerin eski kıyafet toplama kumbaraları başka bir seçenek.
    • Etrafınıza da sorun soruşturun, bazen ihtiyaç sahiplerini tanıyanlar oluyor, özellikle kışlık ihtiyacı olanlar olabilir.
    • Arkadaşlarınıza ve aile fertlerinize de sorun. Gerçi ben kardeşime sorduğumda, o kıyafetlerin çoğunun artık çöplük olduğunu, kimsenin giymeyeceğini söyleyerek uyardı beni (kötü olmadı, kendime geldim).
    • Bu işten para da elde etmek istiyorsanız satabilirsiniz, biliyorsunuz bazıları var sadece almış olmak için alışveriş yapıyor ve bazı aldıklarını etiketini bile çıkarmadan saklıyor. Sizin de böyle yeni durumda giysileriniz varsa internetteki mecralardan satmayı deneyin. Eşim eski saat ve cep telefonlarını hep sahibinden.com sitesinden satıyor, genellikle elden teslim ediyor, hiç sorun yaşamadı.
  3. Tut: Başlarken bu grup en büyüğü olacakmış gibi geliyor ama bittiğinde en küçüğü oluyor nasılsa! Çünkü aslında her gün giydiklerimiz ve ihtiyaç duyduklarımız o denli az ki. Böyle her şeyi önümüze serdiğimizde ne gereksiz harcamalar yaptığımızı anlayabiliyoruz.

Bir şeyi atmaya, bağışlamaya, ya da tutmaya nasıl kolaylıkla karar veririm?

  1. Minimalizm’in dünyada yayılmasını sağlayan ikili “The Minimalists” (www.theminimalists.com) değer konusunda düşünmeyi tavsiye ediyorlar. Sadece giysiler için değil, tüm eşyalar için şu soruyu sorun kendinize: Bu benim hayatıma değer katıyor mu? Cevap evet ise, tutmalısınız. Emin değilseniz bu da hayır anlamına gelir ki vazgeçmelisiniz demektir. Değer hakkındaki İngilizce yazıları için buraya bakabilirsiniz.
  2. Kondo ise (tam bir capon, canım benim) daha duygusal bir yaklaşımla, “dokunun” diyor. Bu nedenle her şeyi yatağına ser diyor. Dokunmadan bilemezsin, onun hayatına değer katıp katmadığını, ihtiyacın olup olmadığını. Kondo’nun sorduğu soru ise: “Mutlu ediyor mu?” Seni neşelendirmeyen hiçbir şeyin evinde yeri yoktur diyor. Giysilerde bunu anlamak çok kolay. Bu nedenle de giysilerden başlamak çok mantıklı. Neyin üzerinize yakıştığını (yani eski sevgiliniz üzerinizde görse süper hissedeceğinizi :)) neyin yakışmadığını- çok rahat da olsa, çok iyi biliyorsunuz. Emin olmadığınızda eşten dosttan yardım istemekte de çekinmeyin. Sabah dolabınızı açtığınızda, içinde yalnızca mükemmel hissettiğiniz kıyafetler olması kadar güzel bir şey yok.

kondo-book_0

İçinde mükemmel hissetmek derken, yalnızca cafcaflı giysiler anlaşılmasın. Ben şahsen bir kot ve tişörtün içinde mükemmel hissediyorum, eğer bedenime ve vücut yapıma uygunlarsa.  Ya da bazı arkadaşlarım topuklu ayakkabının postürlerini düzelttiğinden, daha özgüvenli hissettiklerinden bahsediyor. O zaman, topuklu baş tacınız olsun! Benimse topukluların içinde tek düşüncem eve gidip ayaklarımı sıcak suda saatlerce bekletmek oluyor! Yani bana kesinlikle mutluluk vermiyor topuklu.

Herkesin öncelikleri farklı, ve kendinizi iyi tanımalısınız. Başkalarının önceliğine göre giyinmeyin, bu sizin hayatınız ve en sevdiğiniz şekilde giyinmelisiniz. Bu yüzden de sizi yansıtmayan giysi ve aksesuarlarınıza elveda deyip “tam sizlik” olanları gerekirse haftada iki gün giymelisiniz. 🙂

Peki atacağımı attım, tutacağımı tuttum. Nasıl düzenleyeceğim?

O da başka bir yazımızın konusu olsun. Bu arada Kondo’nun kitabını edinip başlayabilirsiniz, çok güzel ipuçları var. Kendisi her ne kadar başka yöntemlerle karıştırmayın dese de herkesin kendi yöntemini bulması taraftarıyım ben. O yüzden okuyup kendiniz karar vermelisiniz size uyup uymadığına. Ben bildiğim yöntemleri yazıp, kendi gardırobumdan örneklerle göstereceğim bir sonraki yazımda. O zamana kadar, bir yıl kadar önce yazdığım şu yazıya da bakabilirsiniz.Bir de project 333 var. Kapsül gardırop deyimini de çıkaran sanırım bunu yaratan kadın, miniminnacık ama her şeye yeten bir gardırop kastettiği. Buna da bakın. Yılda 3 kere, 33 parçadan oluşan bir gardırop yapmayı öneriyorlar. Ben bunu hiç denememiştim, sadece azalttım ama hiç saymadım. Dün oturup sayayım dedim bu bahar giyeceklerimi, ayakkabılar, aksesuarlar, spor kıyafetleri falan her şey dahil tam 33 parça olmuş. 🙂 Bundan da bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

Adsız

 

 

 

 

Daha Az Kıyafetle Yaşamak

priscilla-du-preez-228220.jpgMinimalizm ve basit yaşam beni gerçekten heyecanlandırıyor, çünkü dünyanın en evcimen insanı olabilirim ve Kafka’nın odasını kendi vücudunun bir uzantısı olarak gördüğü ve ekmeğimi suyumu verseniz oradan çıkmam, dediği gibi, ben de evi bir uzantım gibi düşünüyorum. Ama çocukluktan beri dağınık biri olduğum için, kendimi bir yandan da huzursuzluk veren yığınların ortasında buluyorum. Fark ettim ki, bu yığınların hiçbirine gerçekten ihtiyacım yok. O eşyalar olmazsa, zaten dağınıklığın sebebi ortadan kalkacak. Peki yıllardır bağlandığın eşyalardan kurtulmak kolay mı? Tabii ki değil.

Bir minimalist olmayı kafaya takmış çok insan var, ben gerçekten bu kadar insan bulduğuma şaşırdım. Maalesef bu konuda Türkçe yazan birilerini bulamasam da İngilizce konuşan dünyada kitaplar ve videolar tonlarca mevcut. Çoğu kişi de işe bu işe kıyafetlerini azaltarak başlamış. 10 item closet, project 333 (3 mevsim- 33 kıyafet), capsule wardrobe bu amaçla başlatılmış projeler. Hepsinde amaç aynı: Birbirine uyan giysiler edinip olabildiğince az giysi ile yaşamak. Sabah uyandığında, bugün ne giysem? sorusunu sormadan güne başlayabilmek. Kendine yakışanı, stilini bilmek ve dolabında senin stilin olmayan şeylerin toz toplamaya devam etmesini engellemek.

Dünyaca ünlü birçok insan da aslında bunu bir yaşam tarzı haline getirmiş. Yapılacak onca iş varken, giysiler için bu kadar para ve çok daha önemlisi, zaman harcamak niye? Einstein’in bir gri takımı varmış örneğin, Obama ise gri ve lacivert renklerden başka takım elbiseye sahip değil. Steve Jobs ve Mark Zuckerberg de daha bilinen örneklerden.  Hadi onlar dahi, çılgın. Benim ilginç bulduğum, Vera Wang ve Micheal Kors gibi ünlü moda tasarımcılarının da sürekli aynı kıyafetleri giymesi (özellikle siyah ve çok sade). Modayı belirleyen insanların modaya hiç uymamaları gerçekten enteresan.

Peki daha az kıyafetle nasıl yaşanır? Yani bu nasıl başarılır 🙂

1. adım: Stilin hakkında düşünmek.

Bu bir erkek için daha kolay ama kadınlar modaya kapılabiliyor.

Lütfen şu bu benim tarzım programlarındaki gibi değil, yaşam tarzınızı ve her gün neleri giymeyi sevdiğinizi düşünün. Örneğin ben mağazalara gittiğimde elbise deneyip almayı ne kadar sevsem de yılda belki 5 gün elbise giyiyorum. Ve kaç tane kumaş pantolonum olursa olsun işe kot pantolon ve genellikle düz bir t-shirt ya da bluzla gitmeyi seviyorum. Zaten ertesi gün işe elbiseyle ya da etekle gitmeyi planlasam da ütü yapmak ya da ona uyan ve kaçmamış bir çorap bulmak bana işkence gibi geliyor. Kendimi en iyi hissettiğim yine kot- t-shirt oluyor. (bu konuda thetinytwig adlı site çok hoşuma gitti çünkü yazarın tarzı bana çok benziyor. Bu konuda ilham almak ve kendi tarzınızı bulmak için “capsule wardrobe” yazıp görsellerde aratabilirsiniz.) Bir kot- t-shirt gardırob örneği:

image

Kendi tarzınızı bulduktan sonra yapılacak ikinci şey,

2. Gereksiz tüm kıyafetleri atmak.

Bu ilk başta acı veren bir süreç gibi gözükse de bir yerden sonra öyle bir keyifli hale geliyor ki insan her gün daha da azaltmak istiyor. Yapmak gereken şey evde giysi namına ne varsa (aksesuarlar da dahil) bir yere toplamak. Ben hepsini yatağın üstüne attım. Zaten daha onları dolaptan çıkarırken bazılarını direk atmaya karar vermiştim. Bu konuda birkaç kriter belirledim:

i. üzerime olmayan HER kıyafet kesinlikle gidecek. Kilo veririm, alırım diye hiçbir giysi dolapta beklemeyecek.

ii. Eskimiş, tamir edilemeyecek durumda olan, tüylenmiş olanlar da gidecek.

iii. Şimdiki tarzıma uymayanlar da gidecek. Çalışmaya başladığım ilk senelerde kumaş pantolon ve daha ciddi giysiler giymem gerekiyordu ama şimdi böyle bir zorunluluğum yok (istesem giyebilecek olmama rağmen bu kumaş pantolon, etek ve gömlekleri üç senedir hiç giymedim, sevmiyorum çünkü).

Bunu bir günde halletmek tavsiye edilse de ben bir iki ayda halledebildim. Yani hepsinden de ilk etapta vazgeçemedim. İlk ve ikinci kategoriye girenlerden daha çabuk kurtuldum. Bu da yaklaşık 50- 60 parçaya tekabül ediyor. Acıyla farkettim ki, bu kıyafetlerin yarıya yakını zaten mahvolmuş, on yıldan beri dolabımdalar. Artık birine verilecek halleri de kalmamış. Bunları mecburen attım ya da temizlik bezine falan çevirdim.

Eski işlerimde giydiğim resmi giysileri de fotoğrafladım ki belki kardeşime bazıları olur. Kardeşim, ki kendisi için giyim ve alışveriş bir yaşam tarzıdır, bu giysileri son üç yıldaki altı taşınmamda nasıl olup da her yere taşıdığıma şaşırdı. Yirmiye yakın parçadan ancak bir ikisine talip oldu. Kalanları da mahallenin yardımlaşma ve dayanışma vakfına bağışladık.

3. Düzenli bir dolaba sahip olmak.

Bu konuda ilk yazımda bahsettiğim Marie Kondo’dan t- shirt ve bluzları asmak yerine kalıplamanın ve çekmecede saklamanın çok daha etkili olduğunu öğrendim. Yine bu konuda bir çok kaynak bulunuyor ama daha sonraki yazılarımdan birinde nasıl yapılacağını göstermek istiyorum.

4. Daha az ve düşünerek alışveriş yapmak.

Bu artık bir yaşam biçimi haline gelmeli. Ben ki “impulsive shopping” denen şeye bayılan bir insanım. Mağazalara dalıp ilk beğendiğim şeyi denemek ve almak. Bu konuda eşim ve ailesinden çok şey öğrendim: Diyor ki mesela, ben bir trençkot alacağım. İstediği modele karar veriyor, ona göre alışveriş yapıyor. Ben mesela trençkot alacağım diye (Ankara’da bolca olan) alışveriş merkezlerine gidip, bir bluz, bir kot pantolon, bir de ceket alıp, o sene “yine trençkot alamadım” diyip dönerdim. Artık kendime mevsim başında ihtiyaç belirleyip, sadece o ihtiyaca göre alışveriş yapmayı öğrendim. Örneğin eğer bir sandalet almak istiyorsam, sadece ayakkabıcılara giriyor ve sadece sandalet kısmına yöneliyorum. Böylece alışveriş merkezlerinde daha az zaman geçirmiş ve daha az para harcamış da oluyorum.

Sonuç olarak, dolabımdaki giysilerin yarısından kurtularak (ve bir yıldır tek bir parçasını bile özlemedim) ve daha iyi ve ulaşılabilir şekilde yerleştirmeyi öğrenerek büyük bir rahatlık yaşadım. Yazlık- kışlık diye ayırmama gerek kalmadı, çekmecemi ve dolabımı açtığımda sahip olduğum her şeyi görebiliyor, bulabiliyorum. Amacım, yaklaşık 20- 30 en sevdiğim giysiyle yaşamak ve sabah hala az da olsa yaşadığım “bugün ne giysem” olayını hiç yaşamamak, buradan kazanacağım zamanı daha üretken işlere harcamak.