döstadning: İsveç Ölüm Temizliği

Bazen bir eve girip şöyle düşündüğünüz olur mu: “Bu insan öldüğünde bu kadar eşyayı kim, ne yapacak?” Bir göçmen mahallesinde büyüdüğümden belki de, böyle evlere çok sık rastladım küçüklüğümde. Bu duyguyu küçükken bir kokuyla bağdaştırırdım, yaşlılık kokusu derdim bu kokuya. Evde bulunan aşırı ve abartı eşyanın yanı sıra az havalandırılmasından belki de, rutubetli bir koku duyardım böyle evlere girdiğimde. Büyüdüğüm evin alt katındaki babaannem de biraz böyleydi, sadece koku yoktu çünkü temizlik takıntılı bir kadındı. Fakat evde ne ararsanız vardı, biblolar, duvar halıları, evden evlenerek giden amcamın, ölen dedemin neredeyse hiç dokunulmayan odaları, ağzına kadar dolu dolaplar, şifonyerler. İçlerinde, kimsenin istemesi mümkün olmayan eşyalar. Öldüğü zaman odasını temizlerken, stoklanmış sabunlar, tuvalet kağıtlarının yanısıra hiç kullanılmamış nevresim takımları, parça kumaşlar bulmuştuk. Kendi bile unutmuştu bunların varlığını. Belki de savaşlar, kıtlıklar, sıkıyönetimler görmüş olmanın verdiği, her şeyi stoklama isteğinden kaynaklanıyordu bu. Çalkantılı ve ekonomik açıdan dengesiz bir hayat geçirmişti o dönemlerde yaşayan çoğu Balkan göçmeni gibi.

andre-branco-168644.jpg
evlerinin içi gibi dışı da minimal canım iskandinavların.

İsveçlilerde döstadning diye bir kelime varmış, anlamı, ölüm temizliği. Bunu ilk duyduğumda, Türklerin böyle bir kavrama verebilecekleri tepkileri düşündüm. Öncelikle, Allah korusun, Allah saklasın, gecinden versin, aklına getirme gibi şeyler derdi örneğin rahmetli babaannem. Dinimizde ve kültürümüzde hep öbür dünya için yaşamak önemli bir yer kaplasa da pek çoğumuz bu dünyadan bir gün ayrılacağımız duygusuyla pek iyi anlaşamıyoruz. Aklımıza geldiği an kovmak istiyoruz.

İsveçliler ölüm temizliğini belli bir yaşa geldikten, ölümün yaklaştığını gördükten sonra yaparmış. Her gün kullanmadıkları, ama maddi ve manevi değeri olan eşyalarını sevdikleri insanlara hediye ederlermiş ölmeden. Evlerinde kalan eşyalar da onlara her gün hizmet eden, görmekten mutlu oldukları eşyalar olurmuş. Zaten İsveç’e gittiğimde gördüğüm kadarıyla minimalizm her yere hakimdi. Kaldığımız otel odası, minicik olmasına rağmen oldukça ferah hissettiriyordu. Şu İkea’da gördüğümüz, küçük evlere benziyordu. Stokholm de, 800 yıllık binalarla ultra modern binaların nasıl bir arada, uyumlu, ve estetik bir arada yaşayabileceğinin mükemmel bir örneğiydi. Yani ülkenin (ve belki İskandinavya’nın) toplumsal bilincinde, estetik duygusu, değerli olanın kıymetini bilme ve bakımını yapma; değersiz şeyleri ise, ya güzelleştirme ya da baştan hiç yapmama alışkanlığı var. Amerika zenginliğini savurganlıkla yorumlarken, onlar zenginliği basitlik ve estetikle yorumlamış.

Öyle zannediyorum ki, ülkemizde ve orta doğunun (belki Akdeniz kültürlerini de ekleyebiliriz) bilinçaltında bulduğumuz her şeyi depolama anlayışı var. Anne ve babalarımızı, nine ve dedelerimizi, büyüdüğümüz evleri düşünelim. Aslında çoğu kişide alışveriş problemi yok. Atamama problemi var. Her şey değerli geliyor sıra atmaya geldiğinde. Her şeyi çocuklarımız kullanacakmış, atmamalıyız diye düşünüyoruz. Gerçekte, bu sakladığım eşyaların ne kadarını çocuklarım kullanabilir ki? Şu an evde iki yüzden fazla kitap var. Ve daha 30 yaşına bile gelmedim. Kimbilir daha ne çok kitap alacağım. Bunların hepsini çocuğum nereye koyabilir? Kendi kitaplarının yanında bir de benim anne babamın kitapları var, onlar da bana, sonra çocuklara kalacak. İlla ki bir yerde atılacak o kitaplar.

simson-petrol-110900.jpg
hele o mini mini defterleri kim ne yapacak? Belki çocuk ve torunlarımız bizden kalan bir iki defteri saklar ama sırf onlar için elli defter bırakıyorsak bir kısmını (bir de vicdan azabı içinde) atacakları kesin. Az ve öz en güzeli.

Kitap yine kolay bir örnek. Peki ya o biblolar, dekorasyon eşyaları?  Benim için değeri olanları, her gün görmek hoşuma gidiyor tabii ki. Peki ya kutularda bekleyenler? Eğer ben o eşyayı sergileyecek kadar sevmiyorsam çocuğum neden sevsin? Ya da çocuğumun çok hoşuna gidecekse o zaman neden şimdi vermiyorum ki ona? Neden öleyim diye bekliyor o eşyalar kutularda? Çok bencilce değil mi?

Tabii çocuğum diyerek farazi konuşuyorum. Çocuğum olmayabilir de. O zaman da en güzeli sevdiklerimizin alabileceğini düşündüğü, ama bizim için bir değeri olmayacak şeyleri onlara vermek şimdiden.

Bu işi bir görev gibi, ve ölümü düşünüp kendimizi üzerek yapmamak lazım tabii ki. Daha çok insanların ve maddelerin geçiciliği üzerine düşünerek yapmak lazım kanımca. Dünya üzerinde bir döngü var ve bu döngü bizden önce nasıl olduysa, biz öldüğümüzde de devam edecek. Biz her ne kadar insanlık olarak buraya kazık çaktığımızı düşünsek de, o kazığı bile yıkmak bir doğa olayına bakıyor. Böyle düşününce insanın fazla eşyaya sahip olması bile gereksiz geliyor gerçekten. Sevdiklerimiz, değer verdiklerimiz, bize değer katan şeyler olsun hayatımızda, bize yeter. 🙂

35297297.jpg

dipnot. bu konularda beni düşünmeye iten, yeni çıkan bir kitap. Sanırım Türkiye’de bir süre göremeyiz ama çıktığında okumak güzel olacaktır eminim. Kendini 80-100 yaşları arasında tanımlayan kadın yazar, Marie Kondo tarzıyla kendi ölüm temizliğini anlatmış. Enteresan olacağını düşünüyorum.

 

Reklamlar

Decluttering Marathon Day 7- Electronics, and Thoughts //Azaltma Maratonu Son Gün- Elektronik Aletler ve Değerlendirme

e-waste-759x500
image: http://www.collective-evolution.com/2012/09/20/do-we-have-too-many-possessions/

*English version follows*

Tam yedi gün arka arkaya yapamasam da bu azaltma maratonunda beklediğimden çok daha fazla çöplük buldum evde. Çöplük diyorum çünkü insanın hiç de düşünmesine gerek olmayan şeyleri attık çoğu zaman. Bakmak yeterli oldu o objenin hayatımızda yeri olmadığını anlamaya. Ve yaklaşık iki yıldır yaptığım alışverişe, evime girenlere dikkat etmeme rağmen böyle oldu. İki yıl önceki halimle, ama şimdiki bildiklerimi bilerek bu işe girişsem herhalde evin yarısı gidermiş. 🙂

 

Fakat şunu da gördüm ki, kesinlikle azaltmak yeterli değil. Düzenli olmak da çok önemli ki bu benim en büyük eksiğim. Az eşyam da olsa hala kendi düzenimi oturtabilmiş değilim. Zaten bu nedenle bazen eşyaların varlığını unutuyorum ve yıllarca çekmecenin dibinde kalabiliyorlar. Doğuştan düzenli insanlardan biri olmayı çok isterdim, ama maalesef yapa yapa öğrenmek zorundayım.

Bugünkü konumuz elektroniklerdi. Yine komono kategorisine giren bu yaramazlar evin her yerinde olduğu için aslında bu yedi gün içinde onları zaten tespit ettik. Kurtulacağımız elektroniklerin listesi:

  1. Bozuk bir hdmi kablosu
  2. Eski bir klavye
  3. Bozuk bir tıraş makinesi
  4. Bitmiş piller
  5. Eski telefonun eski bataryası
  6. İki adet hafızası düşük flash disk (verilmek üzere ayırdık)

Şimdi iş bunları nereye vereceğimize kaldı. Bitmiş pilleri TAP topluyor, diğer elektronik eşyaları ise Media Markt’ın aldığını duydum ama gözümle görmeden inanmayacağım sanırım. Bugün yarın gidip vermeye çalışacağım, bakalım başarılı olacak mıyım?

Mobile-Phone-Cell-Phone-Trash
image: https://www.octa.com/wp-content/uploads/2011/08/Mobile-Phone-Cell-Phone-Trash.jpg

English Version

Although I couldn’t do the seven day marathon in a row, I found lots of “garbage” at home than I expected. I say garbage because the things I tossed were generally not recyclable or reusable. And sometimes just looking was enough to understand that this object has no longer any purpose in our lives. And this is happening after two years that I’m shopping mindfully and responsibly. If I had decluttered with the mindset that I have now, I would have gotten rid of half  the objects in our home. 🙂

I also saw that decluttering simply isn’t enough. Being organized is equally as important, which is my biggest weakness. Although I don’t own much, I don’t have a sustainable organization style. That’s why I keep forgetting the items I put deep in the drawers and I need this decluttering marathon to remember them. I wish I was one of those people who are innately organized, but unfortunately I have to learn to be one.

Today I was supposed to declutter electronics. But honestly in the last six day, I encountered most of them and put them aside so I didn’t need a full day to inspect the electronic items at home. Here’s what we decided to say goodbye to:

  1. a broken hdmi cable
  2. an old keyboard
  3. a broken shaving machine
  4. old batteries
  5. the first battery of my previous phone
  6. two low-memory flash disks (to be given away)

So now the job is how to get rid of them. There are local centres in TR that collect batteries, but I never recycled electronics before. I’ll check an electronics chain store which claims to be taking them for recycling, but I have see it to believe it. I hope they won’t end up in landfill.

Decluttering Marathon Day 6: Bathroom // Azaltma Maratonu 6. Gün: Banyo

Honestly this was one of the most cluttered places before I started this marathon but I didn’t touch it just to feel the joy of tossing so many items at once!

Açıkçası banyonun en dağınık yer olduğu başladığımda belliydi ama özellikle dokunmadım ki bugün geldiğinde fazlalıkları atmanın verdiği hazzı yaşayabileyim!

IMG_5216.JPG
This is the top of the washer. Did I say it was cluttered?

I already have a very small bathroom, so the only countertop is the poor washing mashine. And after coming back from the summer vacation I wasn’t that motivated to tidy it.

Zaten çok küçük bir banyom var ve eşyalarımı koyabileceğim tek yer çamaşır makinesinin üstü. Bayram tatilinden dönüşte de kendimi hiç motive edemedim doğrusu burayı toparlamaya.

 

IMG_5184

Sometimes organized people tend to hoard stuff. My husband is the most organized person I know, and I know when he’s committed to it he declutters like crazy (like in yesterday’s post), but he has this habit of collecting little hotel shampoo bottles everywhere he goes. Luckily for us- and the environment, no hotel carries these small bottles in Japan; so we didn’t bring any of these back from our Japanese holiday. But in Dubai, where he spent half of the last year, all hotels give these away and he made a big collection of nearly 50 bottles. I had to step in. I poured all the shower gels in the liquid soap container. We don’t use liquid sop any more but I know that my guests do, so I put it in the guest bathroom. To my surprise, it smelled great. I guess I’ll do the same with the shampoos as well. For now, I put them in the purple bag on the washer, in a drawer under the bed.

Bazen düzenli insanlarda da istif alışkanlığı olabiliyor. Eşim tanıdığım en düzenli insan, ve aklına koyduğu zaman neler yaptığını dünkü yazımda anlatmıştım. Fakat gittiği her otelden minik şampuan şişeleri ve sabunlar getirme gibi bir huyu var. Şansımıza Japon otellerinde hep büyük şişeler vardı, oradan bir şey getiremedik, ama özellikle geçen senenin neredeyse yarısını iş için Dubai’deki otellerde geçirince 50’ye yakın şişe birikti. Kullansak neyse, kullanmıyoruz da. Ben de duş jellerini sıvı sabunluğa doldurdum. Artık sıvı sabun kullanmıyoruz ama eve gelen misafirler genelde tercih ettiği için misafir banyosuna koydum. Kokular karışınca güzel kokmaz diyordum ama beklentilerimin tersi oldu. Kalan şampuanları da yatağın altındaki çekmeceye koydum, herhalde şampuanların sonu da el sabunu olacak.

IMG_5221
bye bye, things
IMG_5219
Unbelievable! Yarım saatte bu kadar değiştiğine inanamıyorum!

I changed the tablecloth on it too, and I really couldn’t believe how much it cleared in just half an hour. There were lots of things I parted with, especially old containers that I thought someday I’d use them for some diy project but that someday never came. Time to say goodbye. I also tossed old and disliked products like that hair mousse or the deodorant. But as you see, we still have some hotel products here. These are from the hotels he spent summer holidays as a child. Some of them are over 20 years old. What can I say? They give him joy.

Üzerindeki örtüyü de değiştirince yarım saatte epey bir ferahladı banyo. Belki bir gün kendinyap projeleri için kullanırım diye düşündüğüm küçük, büyük, spreyli vb. şişeler vardı, onlara elveda dedim çünkü o bir gün hiç gelmedi. Deodorant ve saç köpüğü gibi eski ve sevmediğim ürünleri de attım bu vesileyle. Bu arada gördüğünüz gibi hala bazı otel sabunlarımız duruyor. Bunlar eşimin çocukluğunda gittiği otellerden. Kimisi yirmi yıldan eski. Ne diyebilirim ona mutluluk veriyorsa, değil mi?

Seven Day Decluttering Marathon- Yedi Günlük Azaltma Maratonu

Decluttering Marathon Day 5: Bedroom and Komono cont. // Azaltma Maratonu 5. Gün: Yatak Odası ve Komono’ya Devam

Today I wanted to declutter the linen closet, especially towels. When we got married 3 years ago, I bought a set of towels that I loved, but they became so raggy and hard I didn’t love using them after a year or so. I tried changing my detergent and softener, and I even used that pinterest idea of washing them with soda and vinegar. Nothing worked. But they were still in rotation, so today I made the call and said goodbye to them. My mother told me not to toss them though, she thinks I can use them as rags. I haven’t decided yet, but at least I know I won’t use them on my face anymore.

 

Bugün özellikle yatak odasındaki nevresim ve havlulara eğilmek istemiştim. Evlenmeden önce desenlerini beğenip Madame Coco’dan aldığımız havlular maalesef 3 senede kullanılamayacak halde sertleştiler. Her şeyi denedim, sirke çamaşır sodası olsun, yeni yumuşatıcı olsun, yok, bana mı demediler. Yüzümüzü yırtacaklar neredeyse sertlikten ama ben onlara veda etmekte zorlandım yine de. Ama yapmam gerekeni yaptım! 7 tane havluya elveda dedim. Gerçi annem bunları sakın atma, yer bezi olur işe yarar dediği için şimdilik atmadım ama semsert havluları kullanmayacağım artık 🙂

CAADB90A-F8C4-4693-A550-B5BD6F2C7715.JPG
goodbye towels! elveda havlular!

Then I reorganized my linens. In this shelf I only had towels before, but now that there’s room here, I decided to move the linens to this shelf. For some reason, I haven’t found a designated place for these, they were under the bed, or in the cabinet where I put blankets. I have two spare sets for daily use and one set for guests. This amount easily fitted in there. 

Sonrasında nevresimleri düzenledim. Havlulardan yer açılınca yıllardır doğru düzgün yer bulamayan nevresimlere yer açıldı. Bizim için iki yedek takım, misafirler için de bir takım kolayca buraya sığdı.

16147B05-3472-4312-B290-9E75501ED501.JPG

But honestly, I didn’t declutter much today. My husband, on the other hand, was quite motivated to declutter all the junk in the closet under the stairs. This closet mainly consisted of hardware (his stuff), so I didn’t want to touch it but it’s left untouched for nearly a year. This is what he got rid of:

Aslında eşimle karşılaştırınca ben çok da büyük bir azaltma yapmadım bugün. Merdivenin altındaki dolaba girişti. Bu dolap genelde tamirat malzemeleri, bilgisayar parçaları vb (yani onun eşyaları) içerdiği için ben dokunmak istememiştim, yani yaklaşık bir yıldır toparlanmayı bekliyordu. Tam bir battal poşet pislikten kurtuldu:

1676E320-1226-4D77-A465-D4D2D1E681FF
He also got rid of two big suitcases which were broken // Bunların yanında kırılmış iki büyük valizden de kurtuldu.

Today we made a big progress and we are still in the process of organising some stuff that we found has no home. Since we’re doing it together, it’s much easier.

Bugün büyük bir ilerleme kaydettik ve hala bazı eşyaların düzenlenmesiyle uğraşıyoruz. Beraber yapınca da insanın üzerinden büyük bir yük kalkıyor.

Seven Day Decluttering Marathon- Yedi Günlük Azaltma Maratonu

Decluttering Marathon Day 4: Bedroom / Azaltma Maratonu 4. Gün: Yatak Odası

Today I started to declutter the first part of the bedroom: clothes. Maybe because they’re usually recommended as the first party to declutter, I’ve always liked and been motivated by decluttering clothes. I started by throwing -nearly- all clothes on the bed. I chose not to tackle socks, pajamas and so on today.

Bugün yatak odasının ilk kısmını, kıyafetleri azalttım. Belki de minimalizmle ilgili kitaplarda hep ilk bölümde kıyafetler olduğundan, çok sevmişimdir bu kıyafetleri azaltma işini. Neredeyse tüm kıyafetleri yatağın üzerine atarak başladım; bugün çorap çekmecelerini ve pijamaları ellemedim.

8C7C0387-D0CE-4CBB-B272-CBD40F035585.JPG

I checked every single one of them, wore if I wasn’t sure, and came up with a box of clothes to reuse or donate. I decluttered two coats, one sweater, one skirt, one belt, one t-shirt, and my husband tossed in there one sweater as well! They were all really worn out. There were a few formal clothes that I wasn’t sure of, but they escaped the craze for now. 🙂

Hepsini teker teker kontrol ettim, emin olmadıklarımı tekrar denedim, ve bir sepet kıyafet bağışlamak ya da dikiş projelerimde kullanmak üzere ayrıldı. İki monta, bir eteğe, bir kazağa, bir tişörte, bir kemere ve bir çantaya veda ettim. Bunların hepsi epey aşınmışlardı.   Eşim de geçerken içine abisinden kalan ama giymediği bir ceketi attı! Emin olmadığım birkaç parça var, resmi kıyafetler gibi, ama bu sefer de gazabımdan kurtuldular. 🙂

BeFunky Collage.jpg
after organizing

For me the most fun part is folding clothes and organizing them. (To see how I organize using the Konmari method, check this post.)  Seeing a lot of space left relaxed me and I saw that I am slowly acquiring a taste. If you ask me, I wouldn’t say pink is my favourite color but check my wardrobe, and you can find all tints of pink. Even this summer I made two purchases, one sweater and one shirt- both in pink! Maybe this is what the industry is imposing on us, I don’t know.

Tomorrow I’ll continue decluttering the bedroom, now focusing on linen and towels.

Click here to see the other posts under Decluttering Marathon.

Benim için bu işin en eğlenceli yanı giysileri katlayıp yeniden düzenlemek. (Daha önce bu yazımda Konmari metodu ile nasıl katladığımı anlatmıştım) Çekmecelerin böyle boş kaldığını görmek beni de ferahlattı, bir de yavaş yavaş zevkimin oturmaya başladığını görüyorum artık. Sorsanız en sevdiğim rengi, pembe ilk aklıma gelen olmaz ama şu dolaba bakarsanız pembenin her tonu mevcut. Hatta bu yaz bir triko kazakla bir gömlek aldım, onlar da pembe renkte! Belki de giyim endüstrisi bizi sürekli pembelere itiyordur, bilemiyorum.

Yarın yatak odasına devam, bu sefer nevresim ve havlulara bakacağım.

Diğer Azaltma Maratonu yazılarım için tıklayınız.

Decluttering Marathon Day 3: Paperwork / Azaltma Maratonu 3. Gün: Evrak

*English version follows*

Başlamadan önce çok sıkıcı gibi gelen, ama başladıktan sonra zevkle yapılan bir iş evrakları azaltmak.

Evrak koymak için ayırdığımız iki göz dolabı boşaltıp içinde ne var ne yoksa yere koyduk. Bu dağınıklığın ortasına eşim oturduğu için fotoğrafını çekemedim ama, tüm salonun bir şenlik olduğunu söylemeliyim. Neleri tuttuğumuzu ve neleri attığımızı söyleyeyim ki size de minik bir rehber olsun:

Neleri tuttuk:

1. Üzerinden yıllar geçmiş olsa da hastane ve laboratuvar belgeleri.

2. Bir yıldan yeni fişler ve faturalar.

3. Bu senenin ev sigortası/kasko vb dökümanlar.

4. Nostalji olsun diye öğrencilikten kalma saman kağıdına alınan ders notları. 🙂

5. İş için ileride gerekebilecek notlar ve kartvizitler.

Neleri attık:

1. Bir yıldan eski tüm fiş-faturalar + bir aydan eski market alışverişi fişleri. (Bir aya kadar olanları bozuk ürün çıkma ihtimaline karşı tutuyoruz, ki bir iki kere maalesef yaşadık bu olayı)

2. Geçen senelerin sigorta ve kaskoları.

3. Eski iş, eğitim ve ders notları, defterleri.

4. Eski konser bilet ve broşürleri (bunlar isterseniz öncesinde taranabilir, ben çoğunu tutmaya gerek duymadım).

5. Öylesine aldığımız ve ihtiyacımız olmayacak kartvizitler. (Ne çok varmış bundan da)

6. Eski sadakat kartları (starbucks card, zara card gibi)

Dediğim gibi başta zor gibi görünse de sonunda büyük bir ferahlama yaşadık. Dolabımızda da epey bir yer açıldı, aradığımızı bulmak kolaylaştı. Rahat bir gününüzde size de tavsiye ederim. Ben bu işi geçen sene yaptığım ve büyük bir yığından o zaman kurtulduğum için bu sene çok büyük ıvır zıvırlarla uğraşmadım . Orta boy bir torba ancak doldu. Ancak tahminim daha önce bu evrakları oraya buraya sıkıştırdıysanız bir büyük çöp torbası dolduracaksınız.

Tavsiyem ise hepsini bir anda yapmanız ve ders notu, kitap, fotoğraf gibi şeylerle uğraşacaksanız asla ve asla açıp okumaya/bakmaya başlamamanız. İlk hislerinizi dinleyin, ya tutun, ya atın. Eski anılara dalmak işi zorlaştırıyor.

Şimdiden kolay gelsin!

Serinin diğer yazıları için buraya tıklayabilirsiniz.

***ENGLISH***

Decluttering paperwork seems hard but once you get into it, it can be fun.

We emptied two shelves that we store paperwork and we put all of the content on the floor. I couldn’t take the pictures this time because my husband sat in the middle of all the mess and it was too funny to record! 🙂 Let me record though what we kept and what we tossed so it could be a small guidelide to decluttering paperwork:

What we kept:

  1. Hospital and lab reports, even though they are years old.
  2. Bills less than a year old
  3. insurance files belonging to the current year
  4. A small amount of lesson notes from college, just enough for nostalgia
  5. Notes and business cards that are used often and/or are necessary for the future.

 

 

 

What we tossed: 

  1. All bills that are older than a year + grocery bills older than a month (we keep grocery bills up to a month because although it’s rare, we’ve had a few incidents where the products go bad before their due, and we had to return them)
  2. Insurance files from the previous years (this is a LOT of paper)
  3. Old notes / notebooks from college/ your previous or current jobs /trainings that are of no value
  4. Concert tickets and brochure (you can scan some of them if you want to cherish memories)
  5. Business cards we don’t even remember where we got (there’s also a lot of this)
  6. Old loyalty cards

As I mentioned, although it looks daunting at first, it soon becomes very exhilarating. We opened a quite a bit of space after decluttering, and it’s become easier for us to find what we’re looking for. I really recommend it, especially on a freer day. Because I had done the initial purge before, there wasn’t a lot to go through, but still I managed to fill a medium-sized trash bag. But I guess if you haven’t done this in a long time, chances are you need to allot 2-3 hours for this, and will get rid of a huge bag worth of paperwork.

Good luck in advance!

 

 

 

You can check the other posts in the series 7-day Decluttering Marathon.

Decluttering Marathon Day 2- Azaltma Maratonu 2. Gün: Komono

To understand what komono means, let’s start with a quote from Marie Kondo from The Life-changing Magic of Tidying Up:

tfb.png

Komono’nun ne olduğunu anlamak için, Marie Kondo’nun Derle Topla Rahatla kitabından bir alıntı ile başlayalım: (Kitabın Türkçe çevirisi var ancak elimde olmadığı için kendim çevirdim)

tfb.png

What I found in my junk drawers today was exactly the same: 

Bugün ıvır zıvır çekmecelerimde bulduğum tamamiyle aynıydı:

tfb

These drawers are under the TV, so they are the most convenient and easy to reach storage at home. So I did more of an organizing here rather than decluttering. Most items weren’t supposed to be there, anyway. 🙂 That piece of cardboard needed to be at school (I bought it to prepare posters then forgot to bring it to work), there were some items that needed to be in the hardware box, there were lots and lots of hair bands and pins, I found my long-lost black thread, and there were some essential oils that needed to be in my vanity. So I carried them to their homes. But still there were some expired/finished/no longer needed products that I could part with.

Bu iki çekmece televizyonun altında olduğu için en yakın ve en kolay depolama alanı evimizde. O yüzden burada azaltmadan çok düzenleme yaptım. Çünkü buradaki şeylerin çoğu zaten en başta orada olmamalıydı 🙂 O karton rulosunu okullar açıkken poster yapmak için almıştım örneğin, ama okula götürmeyi unutmuştum. Hırdavat kutusunda olması gereken aletler vardı, oraya buraya sıkıştırılmış bir sürü toka, hatta uzun zamandır aradığım siyah ipliğimi bile buldum. Böylece bunları olması gereken yerlere taşıdım. Tabii atılabilecek ambalajlar, son kullanma tarihi geçmiş ya da artık ihtiyacım olmayan ürünler de buldum.

IMG-5158
along with receipts, expired med etc. // Fiş fatura, tarihi bitmiş ilaçlar da vardı.

Kondo got it right when she said batteries and erasers, too!

Kondo pil ve silgide bile haklı çıktı! Demek herkesin evinde var bu “junk drawer” olayı.

Adsız.png

This still is the junk drawer, but I decided to organize things thinking about proximity. I usually paint my nails in the living room, for example, so even if I put them elsewhere, they’d end up in this drawer anyway.

Burası hala ıvır zıvır çekmecesi olarak kalsa da, kullanım kolaylığını göz önünde bulundurarak düzenlemeye çalıştım. Örneğin ojeyi genelde oturma odasında sürdüğüm için zaten bu çekmecede birikiyorlardı.

tfb.png
and this is the final version of the medicine drawer. // Bu da ilaç çekmecesinin son hali.

Honestly I don’t like having so much medicine at home and the fact that most of them are similar drugs, but my husband likes to keep them in case. Another lesson in decluttering: If the people in your home say they want it kept, keep it. Never throw away another person’s items.

Aslında evde bu kadar ilaç olması hoşuma gitmiyor, ama eşim ya acil bir şey olursa diye bunları tutmakta ısrarcı. Azaltmanın önemli kurallarından: Evde yaşayan birisi o eşya kalsın diyorsa, kalmalıdır. Başka birinin eşyasını haberi olmadan asla atmayın.

FullSizeRender

Yesterday, I tackled kitchen, especially pantry. Tomorrow, it’s time for paperwork. Just the thought of it worries me!

Dün, mutfağı elden geçirmiştim, özellikle bakliyatları. Yarın da evraklara el atacağım, düşüncesi bile korkuttu! O yığıntıyı açmanın vakti geldi!

Decluttering Marathon Day 1- Azaltma Maratonu 1. gün

Seven Day Decluttering Marathon- Yedi Günlük Azaltma Maratonu

FullSizeRender

Day 1 Report.

Today I decided to tackle the most problematic area in the kitchen: Pantry. Somehow the time goes on so quickly that I usually find some expired products in my pantry. Time to put everything on the kitchen counter to check:

Bugün mutfakta en çok sorun yaşadığım kısmı ele aldım: bakliyat dolabı. Nasıl oluyorsa sürekli tarihi geçmiş ürünler oluyor dolabımda. Her şeyi mutfak tezgâhının, egelilerin deyimiyle bangonun üzerine koydum (ben bu bango’yu göçmen ağzı sanırdım, meğer ege ağzıymış):123

Then I checked all of the items -opened and literally checked all of them- for expired products and bugs. It turns out I have quite a few expired products deep inside the cupboards. I usually write the expiration date on the jar, but some of them I simply forgot, and I didn’t even remember when I bought a few of them. In one specific case, I found moth in a pack of lentils I opened only two months ago. From now on, I’ve decided to check monthly. Last year, I found moth in the bay leaves I picked myself from the garden, and it had spread everywhere. Very annoying.

Sonra tüm ürünlerin hem son kullanma tarihlerini kontrol ettim, hem de hepsinin içini açıp böcek kontrolü yaptım. Geçen sene bahçeden topladığım defne yapraklarında güve çıkıp dolaptaki her şeye dadanmıştı. Aslında bu kontrolü ayda bir yapmak lazım, bu sefer de daha bir ay önce aldığım sarı mercimek güvelenmiş. Bir sürü ürünün de tarihi geçmiş. Nar ekşisinin açılmadan geçmiş tarihi! Bazılarını ne zaman aldığımı bile hatırlamıyorum.

IMG_5148 (1)
expired- very old products // son kullanma tarihi geçmiş- çok eskiden alınmış ürünler

Then I poured fresh & opened products in the jars and put them back in the cabinets. These came out from four shelves but at the end I only needed three. Perfect! This means less clutter on the counter for me.

Sonra da taze ve açılmış ürünleri kavanozlara koyup dolaplara geri yerleştirdim. Bunları yerleştirmek için ayırdığım dört raf vardı ama birine gerek kalmadı. Bangonun üzerindeki bazı küçük şeyleri de koymak için yer kazanmış oldum.

IMG_5149 (1)

After seeing I have so much at home, I decided to be more mindful of my shopping until I finish all these products before they expire. It’s such a shame for me to let food go bad. Shopping addiction I guess doesn’t just apply to clothes, shoes or beauty products. There are some people like me who like to shop and hoard food as well. Now that I know, I’ll be more careful.

Evde bu kadar çok yenecek şey olduğunu görünce, bunları bitirene kadar alışveriş yaparken çok daha dikkatli olmaya karar verdim. Bu kadar yiyeceğin bozulmasına izin vermek gerçekten utanç verici. Herhalde alışveriş bağımlılığı yalnızca giysi, ayakkabı ya da güzellik ürünleriyle sınırlı değil. Benim gibi bazı insanlar yiyecek ve bakliyat da istiflemeyi seviyorlar. Bunu kendimde gördüğüme göre artık daha dikkatli olabilirim.

Yarın: Ivır zıvır anlamına gelen komono’ya bakacağız 🙂

Seven Day Decluttering Marathon- Yedi Günlük Azaltma Maratonu

Because I wasn’t at home that much during summer, no decluttering was done. Since my childhood, summer has meant home to me, spending more time at home, bonding with home. However, this summer was different. Between the travels and family vacations, home was a bit lonely. Before autumn hits and school marathon starts, I wanted to have a one week decluttering marathon. Today, I’ll start with the kitchen. Cupboards, kitchenware, fridge, food… Let’s see how much I’ll get done in a day. If I can’t finish everything, it’s OK. Tomorrow, I’ll go on with the second category, which is known as komono in Japanese.

FullSizeRender.jpg

Bu yaz evde pek olmamamdan mütevellit temizlik ve azaltma işini epey bir “salladım”. Benim için yaz mevsimi küçüklüğümden beri ev demekti, evde daha çok vakit geçirmek. Bu yaz ise daha farklı oldu. Seyahatler, aile ziyaretleri derken evim biraz kimsesiz kaldı. Sonbahar gelmeden, okul maratonu başlamadan ben de bir azaltma maratonu yapayım dedim. Bugün ilk gün mutfağa girişiyorum, kap-kacak, buzdolabı, bakliyatlar… Bakalım ne kadarını halledebileceğim… Yapabildiğim kadar, bitiremezsem yarın devam etmeyip bir günlüğüne Japonca’da komono olarak bilinen kategoriye el atacağım. 

Decluttering Marathon Day 1- Azaltma Maratonu 1. gün

Decluttering Marathon Day 2- Azaltma Maratonu 2. Gün: Komono

Decluttering Marathon Day 3: Paperwork / Azaltma Maratonu 3. Gün: Evrak

Decluttering Marathon Day 4: Bedroom / Azaltma Maratonu 4. Gün: Yatak Odası

Decluttering Marathon Day 5: Bedroom and Komono cont. // Azaltma Maratonu 5. Gün: Yatak Odası ve Komono’ya Devam

Decluttering Marathon Day 6: Bathroom // Azaltma Maratonu 6. Gün: Banyo

Decluttering Marathon Day 7- Electronics, and Thoughts //Azaltma Maratonu Son Gün- Elektronik Aletler ve Değerlendirme

 

40 Parçalık Yaz Gardırobum: Kapsül Gardırop 2

img_1449

Bu satırları yazarken evet ve hayır başa baş gidiyor, biraz da stres atmak için yazıyorum sanırım bu yazıyı. Son iki haftadır neredeyse hiç açmadım televizyonu, meydanlarda bağırıp oy dilenenler hiç dayanamadığım, içler acısı bulduğum bir manzara. Billboard’lara, afişlere gözümüzü yumamasak da televizyon izlememeyi seçebiliyoruz. Tabii bugün, merakımızdan hepimizin açık televizyonu. Ben yalnızca görüntüyü açtım bu sefer, bu aralar Twenty One Pilots dinlemek iyi geliyor, onları dinliyorum. Karamsarlıkları iyi geliyor herhalde. Şu Facebook’tan da bir kurtulsam aslında, daha üretken olacağım ama, kısmet diyelim.

Bir kapsül gardırop yaratmak istiyor ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, daha önce yazdığım Daha Az Kıyafetle Yaşamak ve Kapsül Gardırop-1: Nereden Başlayacağım yazılarına göz atabilirsiniz.

Aslında bahar ve yaz gardırobum az çok belliydi ama hem kayıt altına almak, hem de böyle bir gardırop oluşturmak isteyenler için örnek oluştursun diye yazıyorum bu yazıyı. Bir de insan yazınca daha iyi motive oluyor, kendinize bile olsa, yazın. 🙂

Bu yaz çok azaltma yapmama gerek olmadı, yaz sonunda birkaç parçaya veda etmiştim, bu sefer de iki tişörtü emekliye ayırıp evlik yaptım, iki tane çok büyük geldiğini fark ettiğim bluz oldu, onları da kayınvalidem çok beğendi ona verdim.  Genel olarak sezonluk değil, genelgeçer modayla ilgilendiğim için, modası geçti diye atmam gereken hiçbir şey olmadı. Sizin böyle kategoride giysileriniz varsa onları dolabın dibine gömmektense bağışlamayı deneyebilirsiniz. Örneğin bu sene öğrencilerde hiç neon renkler görmüyorum, sanırım modası geçti onların. 🙂

Geçen yazdan beri aldığım parçalara bakarsak; üç basic tişört ekledim, Zara’nın tişörtleri hem uygun fiyatlı (20 TL), hem de kaliteli geldi bana bu sene. Sezondan sezona çok değiştiği için özellikle içeriği hep takip etmek lazım. Bu senekiler %90 pamuk, %10 elastan içeriğe sahipler. Terletmiyor, kesimleri de rahat ama erkeksi değil.

Bluzlarım aynı kaldı, bu grup genelde polyester kumaş olduğu için rahat rahat bozulmuyor. En alttaki 4 yıllık sanırım.

img_1452
Minimalistler renksiz olur diyenlere, renk renk, çeşit çeşit 🙂

Pantolonlara bir Levi’s kot daha ekledim. Kaliteli olsun üç kuruş fazla olsun diyorum artık, Levi’s’ın mavi kotlarının kalitesini gerçekten beğeniyorum, indirim dönemlerinde çok iyi fiyata da alınabiliyor (listemdeki kotlarının birini 120, diğerini 65 TL’ye aldım). Fakat bu markanın  da eşime aldığımız gri kot pantolonu bir-iki yıkamadan sonra tüylendi. Artık kaliteli marka kalmadı be azizim. 400 lira verip D&G, G-Star mı alalım?!

Son olarak da eşimin yurtdışından aldığı Sketcher’s yürüyüş ayakkabısı eklendi listeye. Sanırım buradan asla alacağım bir marka değil, 250 lira benim için yüksek bir rakam. Ama yurtdışında fiyatlar neredeyse yarı yarıya, iyi ki de almış diyorum çünkü gerçekten çok rahat. Onun dışında her gün koşarmışçasına aldığım Reebok koşu ayakkabılarım ve ayda bir gün bile giysem tarzına bayıldığım siyah süet ayakkabılarımı da çok seviyorum. Rahatlık timsali bu üç ayakkabım da.

img_1451

Tüm parçaları topladığımda, 37 parça ediyor. Ama ben illa ki bir iki şeyi unutmuşumdur diye 40 diyorum.

Kıyafetlerimi dolabımda nasıl düzenlediğime gelirsek;

Düzen gerçekten çok önemli bir konu. Benim kadar düzensiz bir insan bile bunun önemli olduğunu söylüyorsa bana güvenin. 🙂 Giysiler az bile olsa düzen ve tertip şart. Ben kendi giysilerimi şöyle düzenledim: Elbiseler, bluzlar, hırkalar ve kırışan tişörtler askıda (hatta askıda kurutuyorum bunları, ütülemesi çok kolay oluyor.)

img_1453
Kışlık ve yazlık bluzler dolabın bu kısmında. Sol tarafta ise eşim ve benim ağır kabanlarımız, elbiselerimiz vs. duruyor. Tabii sol taraf buradan daha sıkış tepiş. Eşim tişörtleri asmayı sevmediği için onunkiler çekmecede.

Kırışmayan, evde ve sporda giyilen tişörtler ve kışlık kazaklar ise çekmecede katlı bir şekilde duruyor. Konmari’nin öğrettiği şekilde, şöyle katlıyorum tişörtleri ve kazakları:

Konmari diyor ki: sevgiyle katlarsanız buruşmaz. ❤

Bu da kitabından bir görsel:

marie-kondo-fold-short-sleeve-shirt-konmari-spark-joy-768x997

Şöyle size güzel kombinler yapıp fotoğrafını çekmek istedim. Sonra fark ettim ki bu listedeki her pantolon, her üstle ve her aksesuarla kombinlenebiliyor. Sanırım en güzel yanı da bu kapsül gardıropların. Bir parça temiz değilse, buruşuksa diğeriyle çok rahat yer değiştirebiliyor. Sanırım tek özel parça bu konuda şalvar pantolon. Onu genellikle süet ayakkabı ya da Birkenstock ve siyah çiçek baskılı bluz ile giyiyorum, diğerleri olmuyor.

Son olarak, zannedilmesin ki acayip düzenli bir insanım. Bu yazıyı son derece dağınık L koltuğumun, şu an boşta kalan tek yerinde yazıyorum. Sanırım bir çalışma masasına ihtiyacım var, zira şu an evdeki tek masa yemek masası. Bir gün defter kitap işinde minimalist olabilirsem Nirvana’ya ulaşacağım sanırım.

Biraz da şu seçim gecesinin stresini atmak, daha hafif şeyler hakkında düşünmek için yazdım bu yazıyı. Umarım yarın sabah daha huzurlu ve daha özgür bir Türkiye’ye uyanırız, tek dileğim bu.